20 Ağustos 2010, Cuma

Benim annem Cumartesi

LEYLA ALP leyla.alp@gmail.com

Yarın günlerden Cumartesi.

Her zamankinden geç kalkacaksınız yataktan.  Anneniz uyandırmaya kıyamayacak.  Mutfaktan gelen tıkırtılara doğru gidecek ayaklarınız. O arkasını dönmeden sizin mutfak kapısından ona baktığınızı bilecek. "Uyandın mı?" diye soracak en yumuşak sesiyle.

Siz boynunuzu büküp gülümseyeceksiniz. "Hadi yüzünü yıka" diyecek, bir de terliklerinizi giymenizi tembihleyecek. Siz yüzünüzü yıkarken belki ekmek kızartacak. Mis gibi bir kahvaltı bulacaksınız karşınızda iştahla bakacaksınız masaya. "Benim annem" diyeceksiniz yanağına bir öpücük kondurarak. Sevinecek. Siz ona sarılırken, o sizin kokunuzu içine çekecek.

"Dolanma otur" diyecek kızar gibi yapacak ama o asla size kızamayacak. Gazeteleri alıp masaya yerleşirken o hâlâ etrafınızda olacak. Koyu demli bir çay koyacak kendine, kalkmaya her an hazır oturacak sizin yanınıza. Belki bir şey istersiniz diye.

Sohbet edeceksiniz. Güleceksiniz, komşunun karısını, bakkalı, yan daireye yeni taşınanları çekiştireceksiniz. Televizyonu açıp kapayacaksınız, belki dizine yatacaksınız, o saçlarınızı okşarken hala büyümediğinizi düşüneceksiniz.

Vakit öğleni bulacak, hava sıcak, malum yaz. Denize mi gitsem diyeceksiniz. İçi titreyecek "deniz" lafını duyduğunda ama bir şey belli etmeyecek. Bir iki telefon konuşması yapacaksınız.  Sonra odanıza dalıp en sevdiğiniz gömleği, arayacaksınız tam "anne!" diye seslenecekken "dolabında, ütüledim" cevabını alacaksınız. Aynanın önünde üstünüze başınıza bakarken o size bakacak. "Ne güzel evladım var" diye geçirecek içinden.

Kapıdan her zaman ki gibi aceleyle çıkacaksınız. O "Geç kalma" diyecek her zaman ki gibi. "Akşam erken gel"...

Merdivenlerden inerken sizi izlediğini bileceksiniz.

Yolunuz Beyoğlu'na düşecek belki, Galatasaray Lisesi'nin önünde sessizce oturan kadınları göreceksiniz. Annenizin yüzüne benziyor yüzleri ama bakışları başka. Tam 282 haftadır orada evlatlarını soruyorlar. On yıldır, on beş yıldır kayıp yavruları.

Nicedir koklayamıyorlar çocuklarını, saçlarını okşayamıyorlar. Büyüdü mü, yaşlandı mı, bilmiyorlar. Onlara kahvaltı hazırlamak yok, koku yok, ses yok.

Anneniz aklınıza gelecek belki. "Akşam erken gel" deyişi. Tıkırtılarınızla kapıda belirişini anımsayacaksınız.

Sizin anneniz evde bekler sizi.

Oysa benim annem Cumartesi...

Yıllardır beni arar annem. Herkesten beni sorar. Yıllardır yok-um ben, annemin yüzünde koyu bir keder...

Her tıkırtıda beni bekler annem, her telefon, her kapı çalışında yüreğinde bir umut, bir kalp çarpıntısı. Sonrası kocaman bir boşluk; yokluk...

En sevdiğim gömleğim askıda hâlâ, ama kokum yok. Terliklerim yatağımın başucunda ama ayak izlerim yok. Perdeleri kapalı benim odamın, annemden başkasına giriş yok.

Benim annem uykusundan benimle uyanır, benimle gezer gündüzleri. Benimle konuşur, ben karanlık bir kuytuda susarken. Beni arar başka bedenlerde, başka gözlerde bana bakar. Coplanır benim annem, yerlerde sürüklenir. Köpekler salarlar üzerine, gözaltına alınır benim annem, tutuklanır.

Benim annem Cumartesi.

Her hafta elinde genç bir resim, adımlar sokakları.

Benim annem beni bekler. Ben gidemem. Resmimin altında kocaman bir isim yazıyor; KAYIP...

Siz akşam eve döneceksiniz... O sizi bekleyecek, saat kaç olursa olsun.

Siz akşam eve dö-ne-bi-le-ceksiniz.

Yarın Cumartesi...