21 Ağustos 2010, Cumartesi

BDP'nin ne demesini istersiniz?

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Bu bir anket sorusu değil. Bu sorunun muhatabı da BDP'ye gönül verenler değil. Soruyu, "evet" ya da "hayır" kampanyası yürütenlere yöneltip vicdanlarının sesine kulak vermelerini istiyorum. Diğer partiler, partililer, BDP ve bu gelenekten gelenleri yanlarında görmek istiyorlar mı? Yani "hayırcılar" BDP'nin "hayır" demesini, "evetçiler" BDP'nin "evet" demesini isterler mi? Sakın düşünmeden "gayet tabi" cevabı vermeyin. Ben asla böyle olmadığını düşünüyorum. Tam tersine kimse BDP'nin kendi yanında gözükmesini istemiyor. Herkes BDP kitlesinin oyunu istiyor. Ama parti olarak BDP'nin sadece boykottan vazgeçmesini istiyorlar.

Bu yaman çelişki başlı başına bir "ayrımcılık" sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Bu paradoksun farkında olmayan kimi Kürt çevreler ve Türk sosyalistleri sadece kendilerini kandırıyorlar. BDP "neden evet demiyor?" sorusunun, bir baskı aracı olarak kullanılmasına farkında olmadan hizmet edenler lütfen vicdanlarına bir kez olsun danışsınlar. BDP "evet" oyu verme kararı alsa iktidar partisi mensuplarının ne kadarı bu tablodan memnuniyet duyar.  Ben bunun bir provokasyon olduğunu ilan edecek ciddi bir yapı olduğunu biliyorum. BDP ile aynı cephede yer aldıkları takdirde alacakları oyla, kaybedecekleri oyu kıyaslayıp "cüzamlı" muamelesi yapmayı tercih edeceklerinden hiç şüpheniz olması. Efendiler, cüzamlı hizmetçilerinin değil el, ayaklarını öpmesini bile istemezler. Bir halkın kendi iradesi, onuru ile eşit bir aktör olarak görülmek istenmediği bir ortamda, referandumda kullanacağı oy neden tartışma konusu yapılıyor?

Aynı soruyu "hayır" cephesinin geniş kitlelere hitap eden aktörlerine de yöneltebiliriz. Onlar da BDP'nin yanlarında gözükmesini istemezler. Nitekim böyle olmadığı halde Başbakan'ın bunu bir karşı propaganda olarak kullandığını gayet iyi biliyorlar.

Sözü daha fazla uzatmayalım. Aslında Kürt siyasetçilerden istenen oldukça net bir tutum var. Hitap ettikleri kitleyi boykottan vazgeçirmek. Bütün talep bundan ibaret değil elbette. Sessiz ve utangaç bir biçimde, "evet" ya da "hayır" cephesine hizmet etmesini de istiyorlar. Ama parti olarak kendi cephelerinde gözükmesini asla istemiyorlar.

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu sevdalılarını bir tarafa bırakıyorum. Onların gözü referandum hararetinden hiçbir şeyi görmüyor olabilir. "Yetmez ama evet" diyenler ile "demokratik anayasa için hayır diyen sosyalistler" bu utanç tablosu ile yüzleşmeyi, kendileri için onur meselesi yapmaları gerekmiyor mu? Bu toplumsal psikoloji aşılmadıkça yasaların değişmesi hiçbir anlam ifade etmez. Yasalar, anayasalar toplumsal kopuşu, kamplaşmayı önlemeye yetmez. Bir yandan bu kamplaşmaya hizmet eden bir siyaset dili kullanıp, diğer yandan "boykot" kararını eleştirmek, en hafif ifade ile insafsızlıktır. Aşağılayarak, dışlayarak, kimlik ve kişiliklerini, örgütlülüklerini dışlayarak kurulabilecek tek ilişki köle-efendi ilişkisidir.

Eski efendiler ve yeni efendi olmaya niyetlenenler için bu anlaşılır bir durumdur. Ancak hiçbir zaman efendi olamayacak olanlar, ya da kimsenin köleleştirilmesine yüreği elvermeyenler bu role isyan etmeli değil mi?  İsyan ahlakının ilk şartı bu değil midir? Bu bir ahlak ayaklanması çağrısı değil midir?