30 Ağustos 2010, Pazartesi

Referandum örtüsü...

İLHAN ULUSOY ilhanulusoy@emekdunyasi.net

Bugünlerde hemen her mesele gelip referanduma dayanıyor. Doğaldır!

Memleketin bütün meselelerini çözecek bir sihirli güce sahipmiş gibi...

Meydanlara çıkan parti başkanları, iktidarıyla muhalefetiyle; kendi tuttukları tarafa verilecek oyların bütün sorunları çözeceğini iddia ediyor. Bu da doğaldır!

Referandum sürecinde ülkedeki diğer meselelerin unutulması ya da 'can yakıcı hale gelinceye kadar' rafa kaldırılmasına bundan önceki pek çok seçimde alıştırıldık. O nedenle doğaldır! Ancak unutkanlık bulaşıcı bir hastalık gibi yaygınlaşıyor!

IMF ile uzun müzakereler sonucu ortaya atılan "Mali Kural" erteleniyor. Yasalaşması beklenirken Genel Kurul'a bile inmeden rafa kaldırılıyor, 'Mali Kural'ın mimarı Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan bu duruma içlenip, küserek "bir süre konuşmama kararı aldığını" açıklıyor. Küslük politikası da doğal galiba!

Bu arada kendi çıkarlarını hiç ama hiç unutmayanlar da var! Referandumu kendi sektörel çıkarları için kullanmayı akıl edenler, bir kitle örgütü imişcesine referanduma ilişkin kararını açıklayan Türkiye İhracatçılar Meclisi oldu. Hükümetten beklentileri olan TİM yaptığı açıklamayla; hükümete referandumda destek vereceklerini, buna karşın hükümetin de kendilerine başta kur ve teşvik politikası olmak üzere yardım etmesi gerektiğini ilan etti. Üstelik TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, "Yeni Anayasa kabul edilirse ekonominin önünün açılacağına inanıyoruz" diyerek bir de 'kehanette' bulundu. Bu sadece bir örnek pek çok sektör temsilcisi aynı beklentilerle ardı ardına açıklamalarda bulunuyor... Eh bu süreçte galiba bu da doğal!

Ama öte yandan haber başlıklarını ardı ardına sıralarsak artık doğal bulunan ancak aslında hiç de doğal olmayan bir tablo ile karşılaşıyoruz:

"Tarımda alarm zili çaldı"

"Ürküten yoksulluk raporu"

"Esnafı haciz bitirdi"

"Ekmeğe zam yolda"

"Memura zam yok!"

"Ekonomide durgunluk riski"

Bu başlıklardan bazıları... Aslında hemen hepsi de birbiri ile bağlantılı. Tarımı bitiren politikalar sonunda amacına ulaşıyor. Tarımsal üretim azalıyor, buğdayda dışa bağımlı politikalar sonucunda ekmek zamları kaçınılmaz hale getirildi. Hükümetin istatistik kuruluşu TÜİK'in nasıl yapıp edip de yüzde 10'un altında çıkardığı enflasyon rakamlarına rağmen gıda fiyatlarındaki artış sürüyor ve bu da yoksulları, açlık sınırı altında yaşayanların sayısının hızla artmasına neden oluyor. Başbakanlığın yaptırdığı bir araştırmaya göre 2 milyon aile, vakıf ve belediyelerin yardımı olmadan yaşayamıyor. Hükümet amacına ulaşmış durumda; yardımlarla kendine bağladığı, cemaat vakıfları eliyle kontrol etme olanaklarına sahip 2 milyon aile... Tablo burada bitmiyor...  Sayısı milyonları çoktan aşan on milyonlar sınırına yaklaşan işsizler, her yıl enflasyona ezdirilmekten pestili çıkmış memur ve işçiler, sözleşmeli statüsünde kölece çalıştırılanların oluşturduğu geniş bir topluluğun gittikçe düşen alım gücü en başta esnafları etkiliyor. Zaten sınırlı olan müşterilerini de alışveriş merkezlerine kaptıran esnaf haciz kıskacına düşüyor ve genellikle de iflas ediyor.

Haberler bununla da bitmiyor... Sanayide kapasite kullanımını gerilemesinden tutun, cari açıktaki tehlikeli büyümeye değin pek çok konuda 'endişelenilmesi' gereken haberler çıkıyor ama referandum hepsinin üstünü örten bir örtü görevi görüyor. Üstelik 13 Eylül'de sonuç ne çıkarsa çıksın yeni bir örtü ile değiştirilinceye kadar da gerçeklerin üstünü örtmekte kullanılmaya devam edilecek!