Ayrımcılık iliklerimize kadar işlemiş
Rahibe kıyafeti tartışması, ayrımcı zihniyetin iliklerimize kadar işlediğini gösteriyor. Ana muhalefet partisi temsilcileri, rahibe kıyafetini başörtülülere hakaret için kullanıyor. İktidar partisi de aynı hakaret algısı ile savunma yapmaya kalkıyor. Bu ülkede de, dünyanın hemen her tarafında da rahibelerin yaşadığını ve bunların kendilerine özgü bir kıyafeti olduğunu iki taraf da unutuyor.
Dilimize yansıyan, düşünce dünyamızı kuşatandır. Neredeyse bir haftadır, tarafların "rahibe kıyafeti" üzerinden yürüttüğü polemiğin açık bir tahkir ve rencide edici tutum içerdiği açıktır. Bu zihin dünyası ile demokratikleşme ne kadar mümkün olabilir? Zihin dünyası bu halde iken, yasalar, anayasalar değişse ne olur?
KCK DAVASINDA SORUMLU KİM?
Taraf gazetesi Başbakan'ın Diyarbakır mitingi sırasında KCK dosyası ile ilgili ilginç bir tutum ortaya koydu. Yargıtay üyelerinin nasıl dinlendiği hala açıklanamayan konuşmalarından hareketle yapılan yorumlarda, söz KCK davasına getiriliyor ve bu yolla Kürtlerin hayır demeye zorlandığı iddia ediliyordu.
Yargıtay içinde birilerinin böyle hesapları olabilir. Ancak bu durum, KCK dosyasında hükümetin mazur olduğunu göstermeye yeter mi? Öncelikle tüm yargı mensuplarını Ergenekoncu gibi göstermek büyük bir yalandır. En azından Ergenekon davasını yürüten yargı mensupları olduğunu göz ardı edemeyiz. Diyarbakır'da görülmekte olan davada hangi yargı mensuplarının daha etkili olduğu tartışmasını bir tarafa bırakalım. Bu davada Adalet ve İçişleri Bakanları'nın hiç mi sorumluluğu yoktur?
Bazılarının kalemlerinden dökülene kendileri inanıyor mu, merak ediyorum doğrusu.
EVET YA DA HAYIR BASKISI
Başından beri kamuoyu bilinçli olarak evet ya da hayır demeye zorlanıyor. Ama bir yandan da boykot kampanyası tümüyle baskı ve tehdit kavramları üzerinden ele alınıyor. Kendi baskısını örtmek isteyen bir psikoloji açıkça kendisini ele veriyor.
Evet iftarlarına zorla ve imza alınarak götürülen belediye personelleri, hayır mitinglerine taşınan belediye işçilerini kimse görmek istemiyor. Sanki bunlar baskı sayılmıyor. Kaldı ki bir ülkede baskı kim tarafından yapılırsa yapılsın bunu engellemeye gücü yetmesi gereken hükümettir.
Medya eliyle yürütülen psikolojik baskı ise işin bir başka boyutu. Farklı bir eğilime sahip olmayı, suçlayıcı, itham edici bir dille ele alan gazete ve televizyonlar vatandaşın tercihleri üzerinde baskı kurmuş olmuyorlar mı?