Referandum sonucu: Muhalefet boşluğu
Resmi açıklamalarda referandumun bir güven oylaması gibi değerlendirilmemesi gerektiği ifade edilse de sonuç, siyasal durum değerlendirmesini zorunlu kılmaktadır.
Hayır oylarının sahil şeridi dışında düşüklüğü, muhalefet boşluğunun yeniden tescillenmesidir. Kürt seçmenin yoğun olduğu iller dışında iktidar partisi psikolojik bir zafer kazanmıştır. Bu psikolojinin gerçekten demokratik anayasa hazırlanması konusunda ne denli etkili olacağını yaşayıp göreceğiz. Başbakanın gündeminde "Başkanlık sistemi" gibi radikal adımların bile genel demokratikleşme taleplerinin önünde yer tuttuğu açıktır.
Bu paketin oylanması ile birlikte askeri vesayetin tarihe karışacağı, üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçileceği iddiaları Türkiye'nin önünde test edilmeyi beklemektedir. Kerhen "evet" diyenlerin şimdi "neyin yeteceğini" ilan etme günüdür. Örneğin Kürtlerin talep ve kararlılıkları çıtanın nereye konması gerektiğini de belirleyebilecek mi?
Referandum sonuçlarının beni en çok ilgilendiren tarafı, Türkiye'nin genelinde Kürt dinamiği dışında ciddi bir muhalefet odağının bulunmamasıdır. Evet ya da hayır yönünde tercihte bulunarak üçüncü bir cephe inşasına mesafeli duranlar bu rolü oynamaktan kaçacaklarını bir kez daha ilan ettiler.
Eğer bu boşluk güçlü ve kuşatıcı bir siyasal hareket tarafından doldurulamazsa Türkiye siyasetinin demokratik dönüşümü söz konusu bile olmayacaktır. Boykot tablosu karşısında "Anti BDP" ittifakının çok kolay biçimde oluşacağı görülmektedir. Bu konuda iktidar ve iki muhalefet partisinin, devletin tüm kurumları ile birlikte hareket etmesi ise sadece toplumsal kopuşun derinleşmesine hizmet edecektir.
Referandum öncesindeki tüm tartışmaları bir tarafa bırakarak, eşitlikçi-özgürlükçü ve gerçekten yeni anayasa için kolları sıvama vaktidir. Bu yolda yapılması gereken her şeyi göze almadıkça, sürecin toplumsal dinamiklerce yönetilmesi mümkün olmayacaktır. Artık sadece demokratik anayasa isteyen değil bunu hayata geçirecek halk gücünü ortaya çıkaracak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Örgütlenmenin de kurumsallaşmanın da hedefi bu doğrultuda olmalıdır. Bunu göze alamayan girişimlerle enerji tüketmeye devam etmek, uluslararası dengeler ve iktidarların insafına teslim olmaktır.
Toplumsal beklentiyi yanlış adreslere yönlendirip, gökten demokrasi yağması için dua etmekten vazgeçmedikçe hayal kırıklıkları yaşamaya devam edeceğiz.