14 Eylül 2010, Salı

Referandumdan Kürt sorunu ve yeni anayasa talebi çıktı

GÜLSEREN YOLERİ g.yoleri@gmail.com

Anayasa değişikliği, 12 Eylül referandum oylaması öncesinde her kesimce tartışıldı. Referandumun 12 Eylül darbe anayasası ile hesaplaşma niteliği taşıdığı, hayır diyenlerin darbeci oldukları iddiaları, evetler, hayırlar havalarda uçuştu.  Ancak boykot görmezden gelindi ve sonuçlarına dair BDP'nin yaptığı yorumların dışında yorum yapılmadı. Ve hatta Türkiye siyasetinde etkili olması beklentisine bile gülünüp geçildi.

12 Eylül günü sandıktan yüzde 58 evet, yüzde 42 hayır oyu çıktı. Seçmenin yaklaşık dörtte biri sandığa gitmedi. Oylamadan ilk elde, 'evet'çiler ve 'boykot'çular başarılı çıktılar. "Evet" oyları ile anayasa değişikliği onaylandı, 'boykot' ile BDP ve boykot cephesini oluşturan diğer siyasi güçlerin talepleri gündeme oturdu. Bu güne kadar göz ardı edilen boykot tutumunun başarısı karşısında ise yorumcular konuyu çarpıtmak için dilleri yettiğince çabaladılar.

Show TV'de referandum sonuçlarını değerlendiren Prof. Deniz Ülke Arıboğan, boykot oy oranları konusunda düştüğü şaşkınlığı atamadan,  hiçbir somut dayanak göstermeksizin boykot oylarının bölgede hâkim siyasi gücün baskısı ve yarattığı korku ile yükseldiğini, bu sonucun genel seçimlerde düşeceği yorumlarını yaptı. Çıkan sonucun BDP'nin gövde gösterisi olduğunu ve bölgede hâkim gücün devleti aşan bir güçle ve devlete rağmen bu sonuca ulaştığını da söyledi. Bir yandan da, hızını alamayarak boykot oylarının genel seçimlere yansımayacağını ve düşen oy oranı ile BDP'yi cezalandıracağını da üstü kapalı bir dilek olarak dillendirdi.

BİLİNÇLİ ÇARPITMA!

Bu şaşkın ve gerçekleri kabul etmekte zorlanan ya da bilinçli olarak çarpıtma görevi üstlenenlerin dışında kalan liberal ve resmi politika savunucusu birçok yorumcu ise gerçeklerden kaçmanın artık mümkün olmadığının farkına vararak; referandum sonucunun Türkiye'nin en önemli sorununun Kürt sorunu olduğunu gösterdiğini, demokratik açılımın ciddiye alınması gerektiğini, Güneydoğu Anadolu için iyi bir siyasi ve ekonomik programa ihtiyaç olduğunu, boykotun başarısının; 'Baskı, korku sonucu olduğu ve seçimlerde zaten düşecek' denmesinin yeterli olmadığını, 'Güneydoğu elden gidiyor diye de düşünerek önlemler alınması gerektiğini', bu başarının gereği olarak açılımın ciddiye alınmasının tek çare olduğu ve önümüzde yeni anayasa beklentisi olduğunu belirttiler. Vesayet rejimine son verecek, demokrasi ve özgürlükleri garanti altına alacak, Kürtleri de öngörerek anayasal vatandaşlık tanımının yeniden yapılacağı bir anayasa yapılmasının gereğinden, çalışmaların derhal bu günden başlaması gerektiğinden, Kürt meselesinin çözümü için, güneydoğuyu merkez siyasete dâhil etmek gerektiğinden ve bu çalışmaların mutabakatla yapılmasının gerekliliğinden söz ettiler.

Oylamada evet oyu vereceklerini açıklayan GÜNSİAD Başkanı Şah İsmail Bedirhanoğlu da Diyarbakır'dan yaptığı açıklamada, "Diyarbakır çok sakin bir seçim yaşadı. Değişiklik yetmez ama yine de evet dedik. Diyarbakır'da yüzde 35 gibi bir katılım oldu. Sandığa gitmeyen herkes boykotçu değil ama yine de boykotçular başarılı oldu. Biz ateşkes bitince çatışmaların olacağı endişesi taşıyoruz bu günden başlayarak acil olarak siyasi iktidarın soruna bir çözüm sağlamasını bekliyoruz. Kürt sorununda BDP önemli bir aktör ve muhatap alınması gerekir" dedi.

Referandum akşamı yapılan birçok programda üç aşağı beş yukarı aynı değerlendirmeler yapıldı. Siyasi iktidarın tüm propagandalarına ve zorlamalarına rağmen sırıtan samimiyetsizliği nedeniyle olsa gerek, referandum sonrası yapılan yorumlarda bu değişikliklerin 12 Eylül darbe anayasası ile hesaplaşma adına ne anlama geldiği konu dahi edilmedi.

BOYKOT BENİMSENDİ

Ortaya çıkan sonuç şu, Hakkâri, Diyarbakır, Şırnak başta olmak üzere bölge seçmeni boykot tutumunu benimsemiş ve taleplerini karşılamayan çalışmaları desteklemeyeceğini göstermiştir. Oyuna gelmeyeceğini, resmi politikalara ve statükonun devamına çalışmayacağını ve bağımsız politikalar ve tutumlar geliştireceğini açıkça ortaya koymuştur. Boykot sonuçları bölge illerinin ortak tutum aldığını ve bundan sonra bu duruşun devam edeceğini de göstermektedir. Nitekim BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş referandum sonrasında yaptığı açıklamada, demokratik özerklik önerisini/ talebini yinelemiştir.

Değerlendirmeler yapılırken  "evet oyları sadece AKP, hayır oyları sadece CHP, boykot sadece BDP değil" belirlemeleri yapıldı. Bu elbette doğru. Ancak buradan çıkan sonuç şu; referandumdan 'evet' çıkmış olsa da, iktidarın verdiği sözler, devam eden tartışmalar ve batıda ve bölgede boykotun başarısı, yeni bir anayasa çalışmasının derhal başlamasını zorunlu kılıyor.

Yine toplumun her kesiminin özellikle BDP ve boykot cephesini oluşturan güçlerin tüm taleplerinin dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Yapılacak anayasanın da bu talepleri dikkate alan genişlikte olması şart. Demokrasi, özgürlükler, çalışma hayatı ve sosyal ihtiyaçların karşılanmasına dair taleplerin yanında ve özellikle Kürt sorununu çözücü düzenlemeler içermesi gerekiyor. Anayasal vatandaşlık ve anadil sorununun yeni anayasada ilk elden çözümü bekleniyor.

Referandum anayasa değişikliği içindi. Ancak tartışmalar, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda anayasa değişiklik paketindeki konulardan çok daha geniş bir alanda gerçekleşti. Gelinen noktada, hedefte demokrasi, özgürlükler, insan hakları, toplumsal barış olunca, yapılması gerekenler yeni bir anayasa ile sınırlanamayacak kadar acil ve önemli. Bu taleplerin karşılanabilesi için 12 Eylül darbe anayasasını tamamen ortadan kaldıracak, sivil, insan haklarını esas alan yeni anayasa çalışmasına paralel olarak, öncelikle yasakçı ve ırkçı politikalardan ve uygulamalardan vazgeçilmesi, devlet şiddetine dur denmesi,  askeri operasyonlara son verilmesi, temel insani koşulların yaratılması amacı ile bölge halkının da kabul edeceği ekonomik ve sosyal programlar oluşturularak uygulamaya konulması sağlanmalıdır. Siyasi iktidarın samimiyetini bu uygulamalarda göstereceği performans belirleyecektir.

ASIL İŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR

Bu noktada, tıkanan ve iflas eden resmi politikalara alternatifler arar ve dengesi bozulan statükoya yeni bir denge oluşturmaya çalışırken, demokrasi ve insan hakları görünümlü bir yönetim yaratmakla da zorunlu kalan siyasi iktidarın işi elbette kolay değil.  Ancak asıl iş ve sorumluluk başta boykotçular olmak üzere toplumun insan temelli düşünenlerine üretenlerine düşüyor. Çünkü değişmesi gereken sadece darbe anayasası değil. Asıl değişmesi gereken statükocu, militarist, ırkçı devlet yapısı ve resmi politikalar. İddialarımızı gerçekleştirmek için zaman hareket zamanı. Ya biz çekip götürürüz, ya bizi çekip götürürler. Bunu da bizim samimiyetimiz ve performansımız belirleyecek.