15 Eylül 2010, Çarşamba

İşçi sınıfının tavrı referanduma nasıl yansıdı?

ORHAN DURUEL orhanduruel@gmail.com

12 Eylülde gerçekleşen Anayasa referandumunun sonuçları üzerine çeşitli değerlendirmeler yapılmaktadır. Görünen o ki bu değerlendirmeler epey bir süre daha devam edecektir.
İlk değerlendirme ve tartışmalardan anlaşılan bundan sonra yapılacak değerlendirmelerinde daha çok referandumun sonuçları üzerine olacağıdır. Böyle olması da normaldir. Dün emekdünyası. net’te referandum sonuçlarını analiz eden yazarlarımızın yazıları yayınlandı. Her arkadaş referandum sonuçlarını, ortaya çıkardığı durumu değişik  yanlarıyla  değerlendirmiş. Nerdeyse sonuçlar üzerine söylenecekler büyük ölçüde söylenmiş.  Eğer sonuçlar üzerine bir yazı yazmaya kalkışsam arkadaşların yazdıklarını tekrar etmiş olurum.

Kendimizce tarafların referandum çalışmalarına nasıl müdahil olduklarına bakmaya çalışacağız. Daha çokta işçi sınıfının.

Aslında sonucu belirleyende tarafların seçim sürecine ne kadar ve nasıl müdahale ettiğidir.
Ülkemizin sınıflı bir toplumdan oluştuğunu kabul edersek. Buna çok kimsenin itirazı da yoktur. Toplum, iki temel sınıftan (biri burjuvazi diğeri ise işçi sınıfıdır) ve bir dizi ara katmandan oluşmaktadır. Biri sömüren diğeri sömürülen çıkarları birbirine taban tabana zıt iki sınıf. Sınıflı toplum demek aynı zamanda karşıt sınıflar arası mücadele demektir. Tarih göstermiştir ki bu mücadele örgütlü olduğu zaman başarılı olma şansına sahiptir. Toplumun tamamını ilgilendiren birçok meselede sonucu, referandum da olduğu gibi hangi sınıfın kendi çıkarlarına uygun bir şekilde ve ne ölçüde müdahil olduğu belirler. Toplum kesimleri, sınıflar bu tür süreçlere örgütlü oldukları ölçüde müdahale edebilirler. İşçi sınıfının iki temel örgütünden birincisi politik mücadelesini yürütecek olan partisi diğeri ise ekonomik ve demokratik taleplerinin mücadelesini verecek olan sendikalarıdır. Referandum süreci sınıf örgütlerine büyük işlerin düştüğü bir süreçti.

Seçim süreçleri canlı politik tartışmaların, yoğun propaganda olanaklarının olduğu süreçlerdir. Bu açıdan bakıldığında sınıf örgütü iddiasında olanların bu süreçlerde işçileri burjuvazinin politik etkisinden kurtarmak, kendi sınıf çıkarları için mücadele etmelerini sağlamak, kendi örgütlülüklerini geliştirme-güçlendirme, yeni mevziler kazanma ve bir sonraki mücadeleye daha güçlü hazırlanmaları gerekmektedir. Herhalde hayırlısıda bu olacaktı.

Ülkemizde kendisini işçi sınıfının politik örgütü olarak ilan eden onlarca örgüt var. Beyanları böyle olduğu için bizde böyle kabul edelim.

Üç tane de işçi sendikaları konfederasyonumuz bulunmaktadır. Ülkemizde 20 milyonu aşkın işçinin 14 milyonu resmi kayıtlı.14 milyon işçiden sadece 400 bini sendikalı.

Yaklaşık iki aylık seçim çalışmaları sürecinde bu siyasi oluşumlar, sendikalar işçileri bu sürece nasıl kattılar bilenimiz görenimiz var mı? Mesela miting alanlarında işçilerin kendi taleplerini dile getirdikleri pankartlara rastladık mı? Yada referandum çalışmaları boyunca kaç fabrikada toplantı yapıldı. Kaç fabrikanın işçilerinin alanlara çıkıp taleplerini dile getirmeleri sağlandı.

Başta AKP olmak üzere burjuva partilerinin yaptıkları mitinglere yüz binlerce işçi katıldı ve bu mitinglerde burjuva politikacıları işçileri kandırmak için her türlü şaklabanlığa başvurdular. Mesela, sınıf örgütlerinin bu mitinglere işçilerin kendi pankartlarıyla katılıp kendi taleplerini dile getirmelerini sağlamaları gerekmezmiydi? Bu tutum burjuva politikacıların planlarını kısmen de olsa bozmazmıydı?
Bu yıl 40. yılını kutladığımız 15–16 Haziran direnişi 1970 yılında o günkü hükümetin 274 ve 275 sayılı sendika ve toplusözleşme yasasında değişiklik yapmak istemesi üzerine yaşanmıştır. O gün sermaye mevcut yasaların “güçlü sendikaların olmasını engellediği” vb yalanlarla asıl niyetini gizlemeye çalışıp aslında yapacağı değişiklikle grev hakkını ortadan kaldırmayı amaçlamıştı. O gün ki işçi önderleri devrimci örgütler sermayenin asıl oyununu fark edip yasa meclise gelirken bile binlerce işçinin tepki göstermesini sağlamış sonrasında ülkemiz işçi sınıfının mücadele tarihine yazılan 15-16 haziran direnişini yaratmışlardır.

Bu gün ise sınıf örgütü  iddiasında olanlar bırakın işçileri  örgütlemeyi , kendiliğinden örgütlenmeye çalışan işçilere bile yardımcı olmaktan uzaktırlar.

Anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye oldukları işin işten atılan ve 128 gündür direnişte olan UPS işçileri için 1 EYLÜL de 154 ülkede dayanışma eylemleri yapıldı. Bu eylemler tamda referandum sürecinin ortasında yapıldı ve konusu da anayasal bir hakkın kullandırılmamasıydı. Anayasa ve demokrasi konusunda hükümetin ikiyüzlülüğünü her yönüyle ortaya koyan bir durumdu. 1 Eylül eylemine hangi sendika kaç işçi kattı sınıfın siyasi örgütü olma iddiasında olanlar nasıl bir çaba içinde oldular.Hepimiz bunu yaşadık ve gördük.UPS işçileri ile dayanışma eylemleri bugün yine başta ülkemiz olmak üzere 154 ülkede tekrarlanacak.Bakacağız kim ne katkı sunacak.Bunlar yapılmadan işçi sınıfı nasıl örgütlenecek.İşçi sınıfı taleplerini ve tavrını nasıl ortaya koyacak?

Referanduma dair yapılan değerlendirmelerde  boykotun  Kürt illerinde başarılı olduğunu herkes söylüyor.İnkar edilemez bir gerçek olduğu içindir her halde.Ancak bunun nasıl başarıldığı meselesine gelince değerlendirmeler farklı.

Kürt halkının referandumda boykot çağrısına uyup sandık başına gitmemesini sağlayan temel şey örgütlü olmasıdır. Kürt halkı yıllardır Partileriyle, belediyeleriyle, dernekleriyle vb birçok kitle örgütüyle örgütlü bir halk hareketi yaratmıştır. Dolayısıyla da BDP’nin çağrısına rağmen “Kürt halkı evet oyu kullanacak” beklentisinde olanların yanılgısı da buradadır. Kürt halkı anayasa paketi meclise gitmeden taleplerinin neler olduğunu net bir şekilde kamuoyuna ilan etmiştir ve sonrasında örgütlü bir şekilde sürece müdahale etmiştir. Sadece sandıkta boykotun gerçekleşmesiyle yetinmemiş aldığı karar ve tutumlarla hem Kürt sorununun herkesçe daha ileri bir yerden “Demokratik Özerklik” vb konuların (kamuoyu açısından düne göre daha ileri bir yer) tartışılmasını sağlamıştır.Kürt halkının mücadelesi açısından boykot tutumunun ortaya çıkardığı imkânlar süreçte daha net görülecektir.

Sonuç olarak sınıf örgütlerinin temel görevi-ister politik olsun ister sendikal olsun-işçi sınıfının taleplerini gerçekleştirmesi için örgütlenmesini sağlamaktır. Ve sınıfın örgütlenmesi için de her olanağı ustaca kullanmaktır, yeni olanaklar yaratmaktır. Referandum süreci bir kez daha ülkemizde işçi sınıfının sendikal ve politik olarak örgütsüz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Samimiyetle sınıf davasına hizmet etmek isteyen herkesin bu tablo üzerine ivedilikle kafa yorması ve sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.

Not: Hayırcı sol çevrenin taraftarları referandum sonuçları üzerine sanal alemde  Aziz Nesin’in “Türk halkının % 65 aptaldır” ironisini hatırlatarak, halkın eğitim düzeyi haritalarını, aptallık, salaklık oranları gibi akla ziyan şeyleri paylaşmaktalar. Okuma yazma bilmeyen bir amcanın 12 Eylül 1980 darbe sonrasıyla ilgili aktardığı bir hikâyeyi bu arkadaşlar için Cuma günü yazacağım.