Kart, Kurt, Kürt...
Yaşadığımız coğrafya üzerinde; Kürt ulusal mücadelesi kapsamında 20. yüzyılda, dünya tarihine 'resmen' geçmiş olan 50'den fazla büyük ayaklanma ve isyan var. Dünya dengelerinin ve haritaların, ciddi şekilde değiştiği bir dönem olan 1900'lü yıllarda, Bitlis'te Bayezid ayaklanması ile beraber, Kürt ulusal mücadelesi hızlanmaya başlamıştır. 1919 yılına kadar, birçok bölgede aralıksız devam eden ayaklanmalar ve direnişler yaşanmış, ancak, Osmanlı'nın yıkılışı ve işgalci emperyalist kuvvetlere karşı başlayan Kurtuluş Savaşı'nda, Kürtler, Türkiye halklarıyla aynı safta, bağımsızlık mücadelesine katılmışlardır. Nitekim Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kurulan Cumhuriyet yönetiminin ilk yıllarında da, yönetimlerinin elinden alınması nedeniyle, bağımsızlık talebinde bulunmuş, başkaldırılar tekrar başlamış, Şubat 1925'te Dersim'de başlayan Şeyh Said Ayaklanması ile birlikte geniş bir alana yayılmıştır.
Ardından, Seyid Rıza ayaklanması ile Kürt ulusal mücadelesi, tarihin satırlarında devam etmeye başlamıştır. Bölgede isyanlar, 1938 Dersim Harekâtı ile bastırılabilmiş, 80 binden fazla sivil öldürülmüş ve 20 bine yakın insan sürgün edilmiştir. Ancak bilanço bu kadar değil; 20. Yüzyılda başlayan ve devam eden başkaldırılar sırasında; iki buçuk milyondan fazla insan öldürülmüştür. Mayıs 1941'de Reşid Ali Geylani direnişi ile başkaldırılar tekrar boy göstermeye başlamış, ardından 1943'te Mele Mustafa Barzani ayaklanması, 1945 Mahabad İsyanı ve Mart 1979'da Komela Ayaklanması ile özgürlük isteği tekrarlanmıştır.
12 Eylül 1980 darbesiyle beraber faşist cunta, 68 hareketinin ardından yaygınlaşmaya başlayan emek mücadelesine olduğu gibi, Kürt ulusal mücadelesine karşı da ağır saldırılarda bulunmuş ve özellikle 1982'de Diyarbakır Cezaevi'nde ağır bedeller ödenmiştir. Ardından, 1978'de kurulan PKK; 1984'ten itibaren yakın geçmişe damgasını vuran, hepimizin tanık olduğu yeni bir süreci başlatmıştır. Kürtlük kavramına inkâr ve imha politikalarıyla, doğu bölgelerindeki uygulamalara karşı, hem sancılı, hem de kanlı bir süreçtir bu. Bırakın 'Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı'nı, insanların en doğal hakkı olan yaşama hakkı bile ellerinden alınmıştır. Haritalardan bir gecede silinen köyler, kanlı çatışmalar, ölümler, tecavüzler sonrasında bölge halkı göçe zorlanmış, 'post-modern sürgün' edilmiştir. Ancak Kürt halkı, haklarını Meclis dâhil, her alanda 'yasal' olarak aramaya başlamış, artık bu savaşın sonunun geldiği anlaşılmıştır. Ülkedeki iki hassas refleksten bir olan milliyetçiliğin, en çok ihtiyaç duyduğu ve beslendiği bu düşmanlığın sona ermesi; statükocu, milliyetçi güçlerin endişesini arttırmıştır. Böylece, bölgede operasyonlardan çok provoke eylemler boy göstermeye başlamıştır. Ufak bile olsa, her demokratik gelişmeden sonra, 'iyi çocuklar' meydana çıkmakta, barışa giden yolu kundaklamaktadır. Tıpkı bugün Hakkâri'de olduğu gibi... Barışın önünü tıkamakta, anaların göz yaşlarından rant elde etmekte olanlar, kendi karakollarını da bombalar, kendi askerlerini de ölümün önüne bırakırlar.
12 Eylül 1980 gecesi, saat 04:00 sıralarında, dönemin ABD Merkezi Haber alma Ajansı CIA, Türkiye Masası İstasyon Şefi Paul Henze'nin, askerî müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın ''our boys have done it - bizimkiler yaptı/bizim çocuklar işi bitirdi'' anlamındaki cümlesini bilenler bilir. Bir de çocuklar var; 8 yaşında büyüyen çocuklar... Ellerinde taşlar ile küçücük bedenlerini panzerlerin önüne atan, kocaman yürekli çocuklar var. O çocuklar, anadilde eğitim için, şimdi okullarına gitmiyorlar.
Evet. 12 Eylül'ü 'sizin çocuklar' yaptı.
Hakkâri'de ve her yanda, her türlü provoke eylemlerini de 'iyi çocuklar' yaptı.
Sanırım, şimdi okulları boykot eden, 'taş atan çocuklar' da bir şeyler yapacaklar.