Yeni bir dönem ve dönemin mücadele biçimleri
Toplumsal mücadelelerin tarihine bakıldığında, bu mücadelelerin genellikle dönemler şeklinde yaşandığını görürüz. Aynı şekilde her dönemin, o dönemin özelliklerinden kaynaklı kendine özgü mücadele tarz ve biçimleri yarattığını da görürüz.
Ülkemizde de bu böyle yaşanmıştır, yaşanıyor.
YAKIN TARİHİMİZİN MÜCADELE DÖNEMLERİ VE BİÇİMLERİ
1961'de İstanbul Saraçhane mitingiyle başlayan, 1963 Kavel Kablo Grevi, 1965 Kozlu direnişi, 1966 Paşabahçe Greviyle devam eden ve 1967'de DİSK'in kuruluşuna yol açan dönem, ülkemiz işçi sınıfının önemli bir mücadele dönemidir. Bu dönemin temel özelliği, 1961 Anayasası'nda işçilere tanınan grev hakkının bir yasayla düzenlenmemiş olması nedeniyle işçilerin fiili grevler örgütlemeleridir. Kavel Kablo Grevi bu dönemin önemli "yasadışı" grevidir.
1968 bütün dünyada başta öğrenci gençlik olmak üzere, ezilen tüm toplum kesimlerinin yığınlar halinde mücadeleye katıldıkları bir dönemdir. Ülkemizde dönemin öne çıkan mücadele biçimleri; öğrencilerin okul işgalleri, direnişler, 6. filonun denize dökülmesi ile başlayıp, üretici köylülerin Ege ve Akdeniz'deki toprak işgallerini "üretici mitingleri" takip etmiştir. Ve peşinden 15-16 Haziran işçi direnişine giden süreci doğurmuştur. Bu dönem direniş ve işgallerle anılan bir mücadele dönemidir.
1989 Bahar Eylemleri diye bilinen süreç, 12 Eylül 1980'de sendikaların kapatılıp 1982 Anayasasıyla birlikte grev yapmanın nerdeyse imkânsız hale getirildiği bir dönemin sonunda başlamış mücadele dönemidir. 1989 baharında 600 bine yakın kamu işçisinin Toplu İş Sözleşme görüşmelerinin tıkanması başta İstanbul olmak üzere ülkenin dört bir yanında işçilerin eylemlere başlamasına yol açtı. Askeri Dikimevi işçileri bu dönemin öncülerindendi. Önce çıplak ayak yürüyüşlerle, toplu saç kesmelerle başlayan eylemler Askeri işkolundaki işçilerin yol kesmeleri, 8 bin TEKEL işçisinin Kartal Devlet Hastanesi'ne kadar olan 4 km yolu yürümeleri ve ülkenin birçok kentinde işçilerin yürüyüş eylemleri yapmalarına yol açtı. 1991'de Zonguldak işçilerinin şanlı "Büyük Ankara Yürüyüşü"yle doruk noktasını yaşadı. Bu dönem işçi yürüyüşleriyle, daha çokta Zonguldak maden işçilerinin Ankara yürüyüşüyle, anılır.
İşçilerin mücadelelerini kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadeleleri takip etmiştir. Yasalarda sendika kurma hakkı olmayan 657 sayılı yasaya tabii memurlar "fiili ve meşru" olarak tanımladıkları bir mücadele dönemi yaşadılar. Yasaklara rağmen sendikalarını fiili olarak kurdular ve yönettiler. Sonunda devlet kamu emekçilerine sendika kurma hakkını tanımak zorunda kaldı.
YENİ BİR DÖNEM VE DÖNEMİN TEMEL ÖZELLİKLERİ
2008'de işaretlerini veren, 2009'da başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünyayı saran bir ekonomik krizin yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiği bir dönemi yaşıyoruz. Sermaye sınıfı işçilerin ve emekçilerin örgütsüz oluşundan da yararlanarak, işçileri işsizlikle tehdit edip kölece çalışma koşullarını dayatmakta. Kriz aynı zamanda emperyalist güçlerin kendi aralarındaki çatışmaların giderek yaygınlaştığı ve artmaya başladığı bir dönem olarak yaşanıyor. Bu durum tek tek ülkelerde de iktidar güçlerinin çatışma ve çekişmelerine sahne oluyor. Bu dönem gerek dünyada, gerekse ülkemizde bir çok yönüyle derinlemesine incelenmeye ve anlaşılır kılınmaya da muhtaçtır.
Ülkemizde son 5-6 yılda Kürt halkının demokrasi mücadelesi bir tarafta tutulursa, nispeten durağan bir mücadele dönemi yaşanmıştır.
Bu kısmen durağan dönem '25 Aralık 2009'da kamu emekçilerinin ülke çapında gerçekleştirdikleri fiili grevle başlayıp, sonrasında TEKEL işçilerinin 78 günlük Ankara Direnişi ile yeni bir mücadele döneminin başlangıcı olmuştur' dersek yanılmış olmayız. TEKEL işçilerinin direnişi, dostu da düşmanı da kendisinden söz etmek zorunda bırakmıştır. Direniş döneminde birçok burjuva aydın ve yazarın "TEKEL işçileri bize işçi sınıfının varlığını yeniden hatırlattılar" diye yazdıklarını biliyoruz. Sermayenin borazanı olan birçok televizyon kanalı günlerce TEKEL işçilerinin eylemlerini canlı olarak vermek zorunda kaldı. TEKEL işçileri 78 gün boyunca Ankara'nın orta yerinde kendilerine bir komün çadır kent yarattılar. TEKEL direnişinin peşinden Çemen Tekstil işçilerinin direnişini yaşadık. 7000 Kipa, 5000 UPS ve daha birçok işçinin sendikalaşma mücadelesine tanıklık ediyoruz. TEKEL işçileri direnişlerine ara vermişlerse de, yarattıkları etki işçi ve emekçeler içerisinde bir mayalanma unsuru olarak etkisini devam ettirmektedir.
İçinde bulunduğumuz dönem bir yönüyle, Kürt halkının mücadele yöntemi olarak boykotu öne çıkarması ve referandumda büyük başarı elde etmesinin ardından, eğitim ve askerliği boykot etmeyi gündeme getirmesi, eğitim boykotunun da başarıyla uygulanması; dahası Alevi kuruluşlarının Kürt halkının boykot tutumundan etkilenerek zorunlu din derslerini boykot etmeyi gündemlerine almaları, ülke çapında boykotun koşullarının var olup olmadığından bağımsız bu yöntemin yaygınlaşacağını göstermektedir.
Bu eylem ve direnişler yeni dönemin ilk mücadeleleri olarak görünüyorlar. Şimdiden bu dönemin iki önemli mücadele tarzı ortaya çıkmış bulunuyor. TEKEL işçilerinin başlattığı direniş tarzı ve Kürt halkının referandumla başlattığı boykot tutumu.
Toplumsal mücadeleler tarihi tecrübeyle göstermiştir ki; böylesi mücadele dönemlerinin kazanımlarla sonuçlanabilmesi için;
Birincisi, ülke gençliğinin, işçi önderlerinin ve halk önderlerinin hiçbir kişisel çıkar gözetmeden fedakârca bu mücadelelerin en önünde yer almaları.
İkincisi, bu toplumsal kesimlerin başlangıçta ayrı ayrı yürüyen mücadelelerini birleştirecek ve ülke çapında emek ve demokrasi güçlerine öncülük edecek iradenin oluşturulması tayin edici önemdedir.
Bugün bunları yapmanın olanakları fazlasıyla mevcuttur. Yeter ki iddiası olanlar samimiyetle gereğini yapmak için adım atsınlar.