Saadeti kaçırmak
Türkiye siyasetinde, özellikle parti içi mücadelelerde yaşanan gelişmeler ilginç bir süreçten geçeceğimizi hissettiriyor.
Türkiye'de partiler öncelikle üstlendikleri roller üzerinden değerlendirilmelidir. Bir toplumsal tabanın istenen yönde tepki vermesi, ya da vermemesi en kolay biçimde partiler üzerinden örgütlenebilmektedir. Muhafazakâr, Alevi ya da Kürt kimliğinin reflekslerini yönlendirebilmek için kurdurulmuş ya da desteklenmiş siyasal organizasyonlar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Hiçbir parti için şaibe nedeni olacak iddia geliştirmek değil niyetim. Aslında doğal olanı bir kez daha tarif etmeye çalışıyorum.
Devlet içindeki kimi güçlerin ya da Türkiye üzerine hesap yapan kimi odakların bu yönde çabalarının olmasını bir vaka olarak biliyor olmalıyız. Bunun kabullenilmesi ya da meşrulaştırılması başka bir tartışma konusudur.
Bir partiye gönül verenlerin, destek olanların niyetlerinden bağımsız olarak yapılan operasyonlar, gelecek planlamalarının önemli ayaklarındandır.
Nasıl bir CHP isteniyorsa, bu doğrultuda yıpratma ya da yeni kahramanlar üretme çabaları kaçınılmaz olur. Aynı şey Saadet Partisi, MHP ve diğer partiler için de geçerlidir elbette.
Demokrat Parti'de yaşanan kongre süreci ve bugün iki başkan adayının durdukları yer çok dikkat çekicidir. Eski başkan Süleyman Soylu, referandumda "evet" kampanyası yürütürken, bugünkü yönetim ve Hüsamettin Cindoruk "hayır" kampanyası yürütmeyi tercih etmiştir.
MHP kongrelerine yönelik kimi planlamaları hatırlıyoruz.
Bugün SP'de yaşananlar önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmelerin sinyallerini bünyesinde barındırmaktadır.
Yeni saflaşmalar ve siyasal tutum alışlarda Saadet Partisini kim, nerede görmek ister?
Elbette aktörler ve onların kişisel hesapları da önemli bir belirleyendir. Ancak sorunu salt kişisel çekişmeler olarak tanımlamak oldukça yanıltıcıdır.
Saadet Partisi'nin, geçtiğimiz dönemde birlikte saf tuttuğu cephe büyük yaralar almıştır. Yeni bir dönem için yeni dizaynlar daha çok kongre yaptıracağa benzemektedir.