İki partili Türkiye tasarımı
Sistem değişiklikleri sancılı olur. Genellikle de sancılı kesimler ihmal edilerek sistem değişikliğine zorlayan süreçler için ısrar edilir. Tek partiden çok partiye geçiş, çeyrek asrı bulan bir sürecin sonunda tamamlandı. Alternatif siyaset, asıl devlet partisinin bünyesinden doğmasa idi meşruiyet krizini aşmak belki çok daha uzun sürecekti. Nitekim Demokrat Parti'ye toplumun en mağdur kesimlerinin de ilgi göstermesi ciddi kaygılar oluşturdu. Ne var ki kısa bir süre içinde toplumun büyük çoğunluğunun bu iki adreste toplanmasına rağmen, siyaset dizaynında müdahalelerle beklenmeyen gelişmeler yaşandı. Osmanlı siyasetinden kalma ana akımlar (İslamcılık, Türkçülük vs) kendini farklı zeminlerde ifade edebilmenin kanallarını aradı. Millet Partisi, Milli Nizam Partisi gibi oluşumlar bu eksende değerlendirilmelidir.
İki partili sistemde kendine yer edinemeyenler için koalisyonlar önemli bir fırsat oluşturmakla birlikte siyasal kültür bu süreçlerin çok başarılı işlemesine imkân vermemiştir. Aynı siyasal kültürün engel olduğu bir başka gerçeklik geniş katılımlı parti modelleridir. Gerek liderlik algısı gerekse birlikte siyaset yapabilme becerisi açısından çok ciddi handikaplar bu denemeleri de hayal kırıklığına dönüştürmüştür.
İki binli yıllar için öngörülen planlamanın istenen neticeyi vermemesine rağmen, bu niyetin bir kez daha hayata geçirilmesi girişimleri başlamıştır. Bu iki adresin bugünkü iktidar ve ana muhalefet partilerinden oluşacağı tezi elbette ilk aklımıza gelen durumdur. Bunun önündeki zorlukları uzun uzun tartışabiliriz. Türkiye siyasetinin geleceğe damgasını vuracak kırılma noktalarını da tek tek ele almalıyız. Ergenekon davası bu açıdan ciddi bir toplumsal psikoloji hazırlamaktadır. Açılım konusu yine bu projeye dönük hamleler ekseninde ele alınmalıdır.
Referandumun oluşturduğu saflaşma iki partili siyaset dizaynının ana zeminini oluşturacak ise bu projenin oyunbozanı kimdir? Bu soruyu cevaplarken tüm duygusallığımızı bir tarafa bırakarak fiili durum okuması yapmak zorundayız. Kürt oylarını Alevi-Sünni denkleminde bölerek paylaşma girişimleri önümüzdeki dönemde de devam edecektir. Bu planın bir parçasının hayata geçmesi bile Kürt siyasetinin ayrı bir üçüncü cephe oluşturmasını engellemeye yetebilir.
Bu nedenle Kürt siyasetinin daha dindar ya da daha sol bir kimliğe bürünmesini salık verenler bilerek ya da bilmeyerek iki partili Türkiye projesine su taşımaktadırlar. Muhalif damarların tümüne hitap etme ve bu kapsayıcılıkta siyaset üretmek yerine, bir tarafın fanatizmini tatmin etmeye yeltenmenin bir tek sonucu olabilir. Bir süre sonra bugünün iktidar ya da ana muhalefet partilerinden birine yanaşma. Elbette bu da bir mücadele yöntemi olarak düşünülebilir. Yeter ki tüm getiri ve riskleri ile ele alınıp sağlıklı bir tartışma ile bilinçli bir planlama yapılsın.
Ben iki partili sisteme karşı değilim. Sadece bu ayrışmanın en sahici ve kapsayıcı denklem üzerine oturması gerektiğine inanıyorum. Bu noktaya ulaşana kadar üçüncü bir cephede ısrar etmenin tarihsel önemini ifade etmek için çok gerekçe saymaya ihtiyaç var mı, bilmiyorum?