Cumhuriyeti konuşamıyorsan resepsiyonu tartışırsın
CHP yöneticilerinin korumak için kendilerini feda ettikleri(!) Cumhuriyeti, kuruluşundan bugüne tartışmak Türkiye için en büyük bayram vesilesi olacaktır. Kimseye hakaret etmeden, vaka ve onu besleyen düşünce dünyası ile yüzleşmek, aslında sağlıklı bir muhasebenin de vesilesi olacaktır.
Bütün boyutları konuşamadığınız, tartışamadığınız hiçbir olgunun değerinden söz edemezsiniz. Bir şeyin kıymetini ortaya çıkartmak için bile onu sansürsüzce ele alabilmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti'ni daha yaşanılabilir kılacak olan her türlü tartışmayı tehlikeli görerek kaçınan bir ruh hali içinde yaşıyoruz. Ana muhalefet bu tür tartışma girişimlerini "Görüyor musunuz işte cumhuriyetin temellerini de tartışmaya açıyorlar" psikolojisi içinde engellemeye çalışırken, iktidar partisi "provokasyon sendromu" ile refleksler geliştiriyor. "Tam biz sessiz sedasız değişimi gerçekleştirirken bu da nereden çıktı?" anlamına gelen sözler sarf ediyorlar.
Toplumun bir arada barış içinde yaşama iradesini tartışmak, özgürlüklerin eşit kullanımını sorgulamak yerine resepsiyona katılım konusuna takılıp kalmak başka nasıl izah edilebilir? Elbette resepsiyonlar o ülke yönetim geleneğinin karakterini yansıtan sembolik buluşmalardır. Esasa dair köklü iyileşmeler gerçekleşmeden sembollere dair değişimi abartmak iki taraf için de kendini kandırmaktan öteye anlam ifade etmez.
"Eyvah başörtüsü ile resepsiyona geliyorlar, bu cumhuriyetin ölüm fermanıdır" diyenler de "bakın artık köşkte bile başörtüsü serbest artık demokrasi sorunu çözüldü" diyenler birbirlerine gündem servis ediyorlar. İnanç özgürlüğü dâhil, ülkenin can yakıcı hiçbir sorununu sahici zeminlerde konuşamıyoruz. Gaz alma kabilinden yapılmasına göz yumulan tartışmalar, yapısal hiçbir değişime yol açmıyor.
Resmi ideoloji algısını tartışmaya yanaşmayan, bu sinir uçlarına dokunulmasını tepkiyle karşılayan çevreler özgürlükler konusunu sadece semboller üzerinden ele almaya devam ederler.
Anadil konusu, yerel yönetimlerin yetkisi meselesi, vicdani ret talebi bu sinir uçlarından birkaç tanesidir. Bu taleplerin hayata geçmesinin araçları iki eksende ele alınmalıdır. Bunlardan birinci grup yönetim biçimine dair alanı oluşturur. Hiçbir konunun yargı denetimi dışında tutulmaması, yasama yetkinsin sansürsüzce işletilebilmesi bu çerçevede ele alınması gereken taleplerdir.
İkinci grup ise daha toplumsal mücadele ilkelerini şekillendirmelidir. Farklı kesimlerin özgürlüklerini ortak çözüm önerilerinden hareketle savunacak yaklaşımlar geliştirmek, buna uygun siyasal platformlar inşa etmek, anayasal çözüm üzerinden toplumsal tartışma zeminleri örgütlemek gibi çabalar, işin bu boyutunu oluşturmaktadır.
Özetle, hak ve özgürlük talepleri, yönetim biçimi ve bu yolda yürütülecek mücadelenin esasları üzerinden yeni bir tartışmayı bütüncül bir şekilde başlatmalıyız.
Bu iç içe geçmiş üç halka üzerinden netleşen bir yol haritasını somutlaştırmadıkça, resepsiyonlara katılanların kıyafetlerine endeksli krizlerin ötesine geçme gücünü ortaya çıkaramayız.