Barış terör oyunları ile engellenebilir mi?
Bırakın barışı, barışın gündem olmasına dahi tahammül edemeyenler icraatlarını sürdürüyorlar.
Taksim'de 32 kişinin yaralanmasına neden olan patlamanın, ateşkesin bittiği güne rastlaması(!) gündemi barıştan uzaklaştırmaya yetti de arttı. Gündem yeniden ve topyekûn, terör ve terörle mücadele.
Patlamanın ardından ortaya konan görüşler ve gelişmeler, PKK'yi hedef göstermenin yanında, özellikle Kürtleri hedef almakla beraber, tüm toplumsal muhalefeti tehdit eden, barış umutlarını tehdit eden derin amaçlara ve tehlikelere işaret ediyor.
PKK'nin "ben yapmadım" diye başladığı ve "ateşkes sürecini 2011 seçimlerine kadar uzatıyorum ve barışı konuşmak istiyorum" diyen açıklamasına kulak tıkayan ve kendi düdüğünü öttürmeye devam eden Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın tutum ve açıklamaları bu amaçları işaret etmeleri açısından oldukça önemli.
Açıklamalarında, PKK'yi hedefe koymaları bir yana, her türlü muhalefete karşı mücadelede evrensel hukuk, insan hakları, demokrasi kuralları ile sıkıştırılmaktan yakınıyorlardı. Ve kuralları, kanunları hiçe sayarak davranmak konusunda diğer ülkelerin de desteğini istiyorlardı. Hatta serzenişte bulunuyorlardı; 'bizi yalnız bırakıyorsunuz' diye.
Ve, dünyada terör tanımını hak ve özgürlükler aleyhine genişleten, birçok ülkede ABD'nin keyfince at koşturduğu, işkence, infaz ve hukuk dışı birçok uygulamaya gerekçe olarak kullanılan ve ABD bağlantılı bir provokasyon olup olmadığı halen tartışılmaya devam eden 11 Eylül saldırılarına gönderme ve benzetme yaptılar.
Evet, benzerlikler var. Taksim saldırısının da, barış sürecini baltalamak isteyen derin devlet bağlantılı bir provokasyon olabileceği tartışılıyor bugün. Üstelik anlaşılan, hak ve özgürlük taleplerine dahi tahammül edemeyen T.C. Devleti'nin amacı da ağabeyi ile aynı, yaptığı ve yapmayı planladığı insanlığa karşı suçlara kılıf hazırlamak.
Devletin bekası için yapılacak olanlara, PKK ve Kürtlerin düşman olduğuna toplumu ikna etmek ve toplumun kafasında korku, panik ve kaos yaratmak için çabalarla devam ediliyor.
Cumhurbaşkanı ve başbakanın başladığını, emekli emniyet ve istihbarat elemanları devam ettiriyor.
Mahir Kaynak ve gibiler tarafından yeniden ısıtılan, derin devlet bağlantılı taşeron sol örgüt bağlantısı ve tüm sol örgütlerle bu bağlantının var olduğu kirli iddiası, bir süredir sol sosyalist örgütlere güvensizlik yaratmak amacı ile geliştirilen bir yaklaşımı ifade etmesi bakımından, dikkat çekici. Onlar bunu söylerken, bazı emekli komutanların görev yaptıkları dönemde siyasi nedenlerle toplumsal kargaşa yaratmak için bombalama ve sair eylemler yaptıkları yönündeki itiraflarını, Susurluk ve Ergenekon davalarında ortaya çıkan gerçekleri göz ardı ediyorlar, aynı mukaddes(!) amaç yolunda tabi ki.
Ancak güneş balçıkla sıvanmaz misali, kirli niyetler gerçekleri gizlemeye yetmiyor.
Zinhar olmaz diye diretseler de, PKK ile masaya oturduklarını, müzakere sürecinin başladığını Öcalan'dan öğrendik. Ateşkes sürecinin beklentilere bağlı olarak uzatıldığını da ve hatta gizli müzakerelerde hükümetin beklentileri gerçekleştirme sözü verdiğini de.
Bu olanların, yapılan yorumların tesadüfi olmadığı ortada.
Her şeye ve başladığı söylenen müzakerelere rağmen bu süreç, Kürt meselesini PKK'siz, BDP'siz, DTK'sız yani Kürt örgütlülüğü olmadan çözüme götürme süreci, bunu dünya alem biliyor. Olanları bu amaç üzerinden okumak da bir zorunluluk dolayısı ile.
Bütün manevralar, devlet kontrolü dışında kalan Kürt örgütlü gücünü tasfiye etmek ve bölgede devletin sözü üzerine söz söyletmemek. Bu arada sosyalistleri de oyun dışına çıkarmak.
Bunu yaparken de hukuk, adalet, insan hakları ve sair yüklerden azade olmak.
Hesap belli; her şey yolunda giderse, Kürtleri, Türkleri, toplumun tüm kesimlerini devletin şefkatli(!) kucağına mahkûm edecekler.
Ancak ne bu oyun tutar, ne papuç o kadar pahalı.
Gelişmelere bakarak, Kürtlerin, sosyalistlerin ve muhalefet güçlerinin malumu olan bu Osmanlı oyunlarını boşa çıkaracaklarını söyleyebiliriz.
PKK'nin ateşkes kararını 2011 seçimlerine kadar uzatma kararı, Kürt halkının barış talebindeki kararlılığının ve halkı ile bütünlüğünün göstergesi olmakla, bu oyuna ilk elden kuvvetli bir darbe olarak değerlendirilebilir örneğin.
Son durumda saldırının faili olarak, PKK tutmadı Devimci Karargâh, olmadı DHKC'ye yüklenmeye çalışılıyor. O kadar ki, bombanın kovası bir örgüte, fünyesi diğerine, olayın tarzı bir diğerine mal edilmeye çalışılarak gülünç duruma düşülüyor görüntüsünün ötesinde, bu absürt söylemlerin toplum gözünde bir karalama kampanyası olarak etkili olabileceği de su götürmez.
Görünen o ki; Devlet iş başında ve arsızlıkta gemi azıya almış durumda. Bize de özgürlük ve barış taleplerimizi gerçekleştirebilmek için bu oyunları boşa çıkarmak ve uyanık olmak, savunma konumunda bulunduğumuz süre içinde dahi, saldırı konumundan uzaklaşmamak dışında yol kalmıyor.