07 Kasım 2010, Pazar

Eskinin direnişi...

ERDAL KALKAN erdalkalkan11@gmail.com

Sokaklarında her an Kürtçe konuşan bir grup kadına, işçi, işsiz veya emekli Kürtlere sıklıkla rastlanan nüfusun yoğun olduğu semtlerden biridir Yenibosna. Yoksulların oturduğu yerlerde aslında kimse kimseyi yadırgamaz; etnik kökeni, konuştuğu dili, dini veya mezhebi normalde kimsenin umurunda değildir. Aynı minibüse biner, aynı sokaklarda yürür, benzer işlerde çalışırlar ve de aynı okula giderler. Bir takım geçmişten gelen aidiyetler sonradan fark edilir.

Yenibosna'da zorunlu temel eğitim veren bir ilköğretim okulunda yapılan beden eğitimi dersleri ülkedeki siyasal iklimin nasıl biçimlendirildiğini gösteriyor. Öğretmen bir sınıfı çıkarmış, çocuklar kışla düzeninde "Vatan sana canım feda" haykırışları ile rap rap yürüyorlar. Çoğumuz bunu, sadece erkeklerin askeri eğitiminin bir parçası olduğu düşünürüz. Yanılmışız. İnsan gözlerine kulaklarına inanamıyor. Ama bunun tekrar ettiğine ikinci defa hatta üçüncü defa tanık olduğunuzda o zaman gerçekliğe inanıyorsunuz.

Düzenin ideolojisinin yeniden üretiminde okullar önemli bir işlev yüklenirler, kapitalist sistemin temel ideolojik aygıtları arasında sayılıyorlar. Bizim gibi ülkelerde ise bunu tanımlamak daha da zorlaşıyor. Kapitalist kurulu düzen kendi ideolojik hegemonyasını oluştururken zoru hiçbir zaman elden bırakmıyor. Bir taraftan 'Türküm doğruyum' ile başlayan andın ırkçı karakteri tartışılıyor. Bir taraftan da okullarımızda 'Her Türk asker doğar' bağırışlarıyla okul bahçesinde beden eğitimi dersleri yapılabiliyor.  Irkçı faşist bir öğretmenin bu yöntemine son verilmesi için, okul müdürlüğü kılını bile kıpırdatmıyor. Çünkü biliyoruz ki sorun, sadece bir öğretmenden kaynaklı değil.

Kürt meselesinde artık bir çeşit çözümünün tartışıldığı bir süreçte, anadille eğitimin bir insan hakkı olduğu şu ya da bu şekilde zihinleri doldururken, geçmişte kaldığını düşündüğümüz, bugüne ait olmayan biçimler de yer yer bütün şiddeti ile yüzünü gösteriyor.

KCK davalarının sürdüğü ve yüzlerce insanın yargılandığı davada Ilısu Barajı'na karşı çıkanların PKK ile ilişkilendirildiğini gördük. Bu da inanılmaz bir olay gibi geliyor. Ama tutanaklarda var. Başbakan da aynı sözcüklerle aynı tutumu gösteriyor. O da Ilısu Barajı'na ya da herhangi bir HES'e karşı çıkanlarla 'intihar eylemcisinin aynı zihniyete sahip' olduğunu iddia ediyor.

Diyarbakır'daki davada savunma hakkı gasp ediliyor, sebep anadilde savunma yapılması. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu antlaşması ihlal edilebiliyor. Baskın Oran'ın uzman bilirkişi olarak dava için hazırladığı rapor reddedilebiliyor. Mahkeme, avukatların bu konudaki talebini dikkate almama konusunda ısrarlı.

Hukuk ve siyasal bilgiler okuyup mezun olanlarımız dahil, memleketin kurucu antlaşması Lozan'ı okumamışızdır. Serv'i az çok biliriz, -o da yalan yanlış- fakat Lozan'ı bilmeyiz. Lozan anlaşması konusunda ülke akademik çevrelerinin önde gelenlerinden sayılan Prof. Dr Baskın Oran, "Türk Adliyesi, Cumhuriyetin kurucu antlaşmasını tanımıyor", başlıklı makaleler yazmak zorunda kalıyor.

Medya kara propaganda yürütüyor, siyasi iktidar havuç ve sopa politikasının birlikte yürütülmesine azami dikkat gösteriyor. Militarist gelenek her an hazır bekliyor. Yeni oluşurken eski bütün kurumlarıyla yeniden ayağa dikiliyor.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI