Demokratik tasfiye planı ve seçimler
Radikal gazetesinde Murat Karayılan ile yapılan söyleşide dile getirilen "askeri alanda birbirimizi yenemedik" tespiti sadece PKK tarafının değil, Türkiye devletinin de genel eğilimini yansıtmaktadır. Bunu açıkça itiraf etmek zayıflık değil, özgüven göstergesidir. Türkiye'yi yönetenler bu yönde bir irade ortaya koymamakla birlikte, mücadeleyi askeri alanın dışına taşıma eğilimi içine girmekle, tercihlerini net biçimde yansıtmaktadırlar.
Askeri operasyonda ısrar edenler artık sadece demokratik çözümü değil "demokratik tasfiye" planlarını da zora sokmaktadırlar.
"Demokratik tasfiye olur mu?" demeyin. Demokratikleşme adı altında atılan adımların asıl hedefi tasfiyeyi öngördüğünde pek ala olur. Gayet tabi bu arada bir miktar demokratikleşme de kaçınılmaz olarak gerçekleşir. Bunun gerçek bir demokratikleşmeye dönüşüp dönüşmeyeceği ise tasfiye sürecinin başarısına bağlıdır. Hedeflenen tasfiye planında yeterli başarı elde edilmediğinde, yeni ve daha inandırıcı demokratikleşme adımları atmak ile askeri baskı yöntemlerine yönelmek arasında yaşanacak gelişmeler bir fiili müzakere yöntemi olarak devam edecektir. Yargısal baskıların uzun erimde askeri operasyonlara kıyasla daha az riskli bir yöntem olarak kullanılmaya devam edeceği kesindir. Bu yöntemde ısrar edilmesi karşısında yapılabilecek tek hamle, özellikle büyük şehirlerde gerçekleşecek şiddet içermeyen hak arama temelli sivil itaatsizlik eylemleridir. Yargılamaların protesto edilmesi ve anadil hakkı gündemli oturma eylemleri bunun en kolay gerçekleşebilir tarzıdır. Örgütlü toplum temsilcilerinin de katılımı ile daha dikkat çekici hale gelecek bu tür girişimler karşısında bir tercih yapma konusunda iktidar partisi önemli bir yol ayrımı ile karşı karşıya kalacaktır. Askeri tasfiyede ısrar edenler karşısında elinin güçlenmesini istiyorsa hükümet bu tür girişimlere sert tepki vermemelidir. Aksi durumda Kürt siyasetinden önce kendisi tasfiye cenderesine sokulacaktır.
Demokratik tasfiye planlarının seçimlere yönelik yansıması oldukça kritik önem taşımaktadır. Bu noktada iki eğilimin, daha doğrusu beklentinin olduğundan söz edebiliriz. Bunlardan birisi Kürt siyasetini merkeze çekerek Türkiye devletinin kırmızıçizgilerine uygun hale getirme, diğeri ise zayıflatarak temsil kabiliyetinden mahrum bırakmadır. Birinci eğilime karşı en önemli güvence, siyasette iki kutuplu kamplaşmanın dışında irade oluşturmaktır. Bu anlamda iktidar ve ana muhalefet partisinin rol değişimi yaşadığı asla göz ardı edilmemelidir. İktidar partisinin siyasal liberal tercihlerden muhafazakâr milliyetçi tercihlere yönelmesi ana muhalefetin daha sol demokrat adrese çekilmesini zorunlu kılmaktadır. Toplumsal muhalefet dinamikleri açısından böyle bir nefes alma kanalı açılmazsa üçüncü güç inşa arayışı, kaçınılmaz hale gelir. CHP içinde yaşanan kırılmalar başsavcının da gayet açık katkıları ile bu yöndeki uluslararası planın uygulamaya konulmasıdır. Bu yöndeki dış desteklerin Avrupa merkezli görünüm arz etmesi ABD'nin başka bir yerde durduğu zannına sebep olmamalıdır. Bu gelişme herkes için memnuniyet verici niteliktedir. ABD seçimlerinin cumhuriyetçiler lehine sonuçlanması süreci sabote etmek bir yana hızlandıracaktır.
Daha milliyetçi bir iktidar partisinin Kürt seçmene vaat edebileceği en güçlü kozu ekonomidir. Genel seçimler yaklaştıkça bu konuda ne kadar büyük imkânların kullanıma açılacağını göreceğiz. Kültürel haklar konusunda ise Kürt seçmen ikili bir kıskaca alınacaktır. Bunlardan birincisi daha çok ana muhalefet merkezli ve Alevi Kürtlere yönelik geliştirilecek dildir. Yeni bir umut yeşertme konusunda dindar Kürt kesimlerine ulaşma arayışı Numan Kurtulmuş'un partisinin önünü açabilir. Kürt nüfusunun yoğun olduğu illerde üçüncü parti konumundaki Saadet oylarını alabilecek hamleler kimi ittifak arayışlarını da beraberinde getirecektir.
Bütün bu seçimlere endeksli tasfiye planlarına karşı, içe kapanma ve kendi sahasında top çevirme refleksi en tehlikeli tercihtir. Aksine uzun dönem barışçıl çözüm stratejilerine uygun hamleler yapmak öz güvenli adımları atmak için genel seçimler önemli bir fırsattır. Bu stratejinin en önemli hamlesi kendi müttefikini inşa etme çabası olmalıdır.