19 Kasım 2010, Cuma

Bayram şekeri minvalinde siyasi manevralar…

Siyaset; düğün, cenaze, bayram, yas dinlemiyor. Bu bayram da trafik kazalarına verilen kurbanlar ve kaçan kurbanlıkların yanı sıra en çok konuşulanlar yine siyasi konular oldu. Burjuva siyasetçilerin bayram mesajlarının tekdüzeliğini bozan iki gelişme gündemin öne çıkan siyasi konularını oluşturdu.

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Birincisi; CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sosyal demokrat ve revizyonist partilerin üst örgütü olan 'Sosyalist Enternasyonal'in toplantısı için gittiği Paris'te sürgünde ölen sanatçı Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney'in mezarlarını ziyareti ve bu ziyaret ekseninde yürütülen tartışmalardı.

İkincisi ise; yine 'Sosyalist Enternasyonal' toplantısına gözlemci olarak katılan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın Milliyet gazetesinden Aslı Aydıntaşbaş'a "Keşke önümüzdeki seçimde içinde CHP, ÖDP, BDP, EMEP olan bir sol demokrasi cephesi olsa" şeklinde bir açıklama yaptığı iddiası ve bunun basında geniş yer bularak tartışmalara yol açmasıydı.

ABD eski büyükelçisi Edelman'ın AKP ve CHP ile ilgili açıklamaları ve bir dizi başkaca gelişme yerli-yabancı sermaye çevrelerinin CHP'nin imajını yenileme konusunda sanılandan daha aceleci olduklarını göstermektedir. Edelman uzun demecinde; "AKP hükümetini şımartmaya son vermemiz gerektiğini düşünüyorum. AKP'nin, ABD için, ABD'nin AKP'ye olduğundan daha fazla önem taşıdığına inanmalarına izin vererek kendimiz için büyük siyasi ve ahlaki bir tehlike yarattık. ABD, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile dostluk kurmaya çalışmalı, Kılıçdaroğlu parti içinde bazı değişikliklerin ardından gerçek bir muhalefet lideri olabilir" demişti.

Bilindiği gibi bir tüzük darbesiyle bu sürece start verildi. Anlaşılan bu sürecin tüm zayıf olunan alanlarda sürdürülmesi gerekiyor; artık CHP için dönem, devrimcilere, demokratlara, işçilere, emekçilere, Kürtlere, Alevilere, samimi inançlılara, cümle ezilmiş, yok sayılmış kesimlere mavi boncuk dağıtma dönemidir. "Madem aynı istismarcı söylem ve politikaları AKP kullanıyor ve 'başarılı' oluyor, neden CHP kullanmasın" fikriyle yönlendirilen parti yönetimine bu türden ziyaret ve geziler önerildiği anlaşılmakta. Kanımızca BDP ile bayramlaşma da bu kapsamda anlaşılıp değerlendirilmeli.

CHP'nin Ahmet Kaya'nın mezarını ziyareti de BDP ile bayramlaşması da elbette kendi başına ele alındığında olumlu gelişmeler olarak görülebilir. Ancak işin geri planı ve imaj yapıcıların kimler olduğu göz önüne alındığında kazın ayağının öyle olmadığını da bilmek gerekir. Edelman'ın çıkışı bu yönüyle son derece anlamlıdır. CHP'ye bu rolü oynatan, hizmetinde olduğu yerli-yabancı sermaye güçlerinden başkası değildir. Yapılanlar içtenlikten uzak tipik seçim yatırımlarıdır. CHP'nin Ahmet Kaya konusunda sergilediği tutum timsah gözyaşı dökmede AKP ile yarıştan ibarettir.

Her şey bir yana, anadilde eğitim ve KCK tutuklularının anadilde ifade verme talepleri karşısında CHP yönetiminin inkârcı, katı statükocu tavrı ortadayken, Ahmet Kaya'nın neden sürgünde ölmek zorunda kaldığını sormazlar mı insana? Bayram şekeri minvalinde manevralarla yığınları aldatabilmek o kadar kolay olmasa gerek. Yoksa görüntüye aldanıp da CHP'nin şoven-milliyetçi, tekçi ve inkârcı politikaları terk edip tarihiyle, tarihte işlenen insanlık suçlarıyla içtenlikle hesaplaşacağını, bundan böyle sermayenin değil de emekçi ve ezilenlerin çıkarlarını savunacağını sanmak ahmaklığın sınırlarında dans etmek olacaktır.

BDP'nin seçim eksenli temennisine gelince; sözü geçen partilerin içinde yer aldığı seçim ittifakları ilk kez gündeme gelmiyor. Daha önce SHP'nin içinde yer aldığı ÖDP ve EMEP'in dâhil olduğu seçim blokları oluşturuldu zaten. Ancak bu seçimlerle sınırlı kalan bloklaşma referandum sürecinde Kürt hareketini dışlayan temelde parçalandı. TKP'nin dâhil olduğu yeni bir bloklaşma doğdu. Şimdi bu kesimler açısından referandum birlikteliğinin devamı niteliğinde daha çok TKP'nin ısrar ettiği "sol cepheleşme" öncelik kazanmış bulunmakta.

Belli ki Demirtaş'ın bu temennisi öylesine ayaküstü ağızdan çıkmış bir söylem değildir, CHP'nin 'yeni' yöneliminin geri planını teşhiri hedeflemiş olması büyük ihtimaldir. Ayrıca BDP'nin bu çıkışla ne amaçladığından bağımsız CHP'nin ve epeydir onunla Kürt hareketini dışlama ekseninde flört eden "sol"  sosyal şoven çevrelerin niyetlerini deşifre edici, kimyalarını bozucu sonuçlar doğurduğu/doğuracağı açıktır.

Nitekim CHP genel başkanı konuyu soran gazetecilere, "seçimlerde tek başımıza iktidar olmak istiyoruz, BDP veya başka partiyle ittifak yapmamız söz konusu değildir" diyerek, Kürtlerin oyunu istediğini ama Kürt siyasi çevrelerine uzak duracaklarının işaretini vermiş oldu.

Kısa süre önce tam bir küçük burjuva feveran içinde memleketin elden gittiğini, bunun son fırsat olduğunu ve gerçekleştirilemezse kurtarılacak bir ülkenin de kalmayacağını ileri sürerek "sol cepheleşme"  önerisini ortaya atan TKP çevreleri ise BDP'nin bu çıkışının kendilerinin ortaya attığı "cepheleşme" çağrısını boşa çıkarmayı hedeflediğini ileri sürüyorlar. Diğer ismi geçen partiler ise henüz bir açıklama yapmış değiller.

Bayram gündemini kaplayan seçime endeksli bu atakların ve sonuçlarının daha uzun süre tartışılacağı görülmektedir. Elbette emekçi, ezilen halk kesimleri lehine seçim ittifakları olmalıdır. Ancak günümüzde asıl ihtiyaç, emekçi ve ezilen toplum kesimlerinin mücadelesini birleştirecek gerçek bir demokrasi cephesi ve ona tüm zorlu yolculuğunda önderlik edebilecek gerçek bir sınıf partisidir.