AKIN SEL ANLATIYOR:
'Futbol yanlış yönetiliyor'
Özel televizyonların ilk spor magazin programlarından "Televole"nin, eğlenceli 'Beşiktaş muhabiri' olarak hatırlarız onu. 25 yıllık muhabirlik geçmişiyle Akın Sel uzun süredir ekranlarda 'az' gördüğümüz isimlerden.
Özel televizyonların ilk spor magazin programlarından "Televole"nin, eğlenceli 'Beşiktaş muhabiri' olarak hatırlarız onu. 25 yıllık muhabirlik geçmişiyle Akın Sel uzun süredir ekranlarda 'az' gördüğümüz isimlerden. Röportaj isteğimizi kırmadı, futbola, futbol dünyasına ilişkin ilginç önerilerini bizimle paylaştı.
Akın Sel ile sözleştiğimiz gibi Boğazköy'de buluşuyoruz. Kısa bir sohbetin ardından söyleşiye başlıyoruz. Konuya artık bir 'endüstri' halini almış olan futbolun durumunu sorarak başlıyorum. Sorumu lafı dolandırmadan doğrudan soruyorum: Kapitalizm ve futbol iç içe mi ya da ne kadar iç içe? Etkileri nedir? diye soruyorum. "Kapitalizm işin içerisinde" diye başlıyor ve ekliyor, "Çünkü, rakamlar çok büyük. Kapitalizmin içinde para varsa, futbolun içinde de kapitalizm var demektir. Handikapları var; kapitalizmin futbola girmesi dengeleri bozuyor. İyi oynuyor denen adama çok, kötü oynuyor denen adama az para veriliyor. Ama çelişki sürüyor, Real Madrid'i ele alalım 11'i de iyi, ama bu takım neden yeniliyor? Demek ki kötü oynamışlar. Demek ki baz bu değil. İyi futbolcu kötü futbolcu yoktur. Tabii ki olur, adam topa vurmasını da bilmiyorsa bir şey diyemem." Bir örnekte Türkiye'den veriyor; "Kahramanmaraşspor'da oynarken 1,60 boyunda, küçük minik bir adam olan Şifo Mehmet, Beşiktaş'a gelince paraya boğuluyor ve adamın dengesi bozuluyor. Galatasaray AŞ. var. Fenerium var, neden var? Daha çok para için."
Çözüm önerisi de var: "Ben kendi düzenimi oluşturuyorum ve kapitalizmi futbolun içinden çıkarıyorum. Dünya'daki tüm futbolcuları standart hale getiriyorum. Ankara Demirspor'da top oynayan genç gol kralına diyorum ki; Beşiktaş'a gel. Paradan söz etmeden. Tüm futbolcular bunu düşünsün; o an parayı düşünür müsün, düşünmez misin?" Benim sistemimde bu da kalkıyor ortadan. Şu devirde normal bir futbolcunun X5'e binip villada oturması şart mı? 3 çocuklu bir aile rahatça geçinebilmesi için en az 6 bin TL kazanması lazım. Hadi 10 bin TL. Bugün Rüştü Rençber'e, İbrahim Üzülmez'e aylık 10 bin TL karşılığı gel yorumculuk yap desen geliyorlar biliyor musun? Bugün televizyonda yorum yapanların çoğu futbolculuktan gelme. Beşiktaş'ta futbol oynarken kazandığı parayı mı kazanıyor? Sana 10 bin TL net para bağlıyorum. Bu para küçümsenmesin. Sana Real Madrid'in formasını veriyorum, 10 bin TL aylık, üstüne bir de sigorta. Sigortalı işçimsin. Fabrikamda işçimsin, sendika hakkın da var. Bir futbolcu bu şartlarla rahatça geçinir. Sen de gelmiyorum mu diyeceksin? Gelirsin." Önerisi mantıklı geliyor. Maç başı şu kadar, gol başı bu kadar, kafasına esince hadi bakalım o kadar(!) diyen sözleşmelerdense bu daha mantıklı.
Devam ediyor, kulüplerin, endüstriyel futbol anlayışıyla oyuncuları kullandığını ve nasıl işine gelirse öyle davrandığını da ekliyor, konuşurken beni de ortak ediyor söylediklerine: "Futbolcuyu alıyorsun, kullanıyorsun, satıyorsun, istersen kovuyorsun. O zaman dizginler kimin elinde Fırat? Dizginler futbolcunun elinde deniyor ama kulüplerin elinde. Dünya bu konuda yanılıyor. "Gelsin Messi, yanına bir de Ronaldinho çakarım." Hiçbir şey çakamazsın. En kral İtalya Milli Takımı'nı gördük. Gruptan çıkamadı. Arjantin'i gördük. Messi olmasa ne olacaktı? Aynı şey! Sana Arjantin formasını seviyorum, 15 bin TL maaş veriyorum. "Yok abi ben gol atmam bu paraya"' mı diyecek? Sen kimsin? Bir ülke mi yönetiyorsun? Ekonomiyi mi düzeltiyorsun? Bir fabrika kurdun 100 işçiyi 500 işçiye mi çıkardın?" şeklinde sorularla devam ediyor söyleşiye.
Futboldaki 'yıldız sistemine' de karşı olduğu ortaya çıkıyor. Yakaladığı noktalar ilginç. Bazı futbolcuların aşırı şöhretinin yanlış olduğuna dikkat çekerek başlıyor konuşmaya: "Bana birisi futbolcuların neden bu kadar şöhretli olduğunu açıklasın? Ronaldinho'nun attığı nefis golleri Tavşanlı Linyitspor maçında görebilirsin. Gol aynı, saha aynı, top aynı ama ayrım büyük. Bu tabii ki dengeleri de bozuyor. Futbol ulusal ekonomiyi de etkiliyor. Bugün 3 büyük takımın başkanı deyip geçme. Arkalarındaki güçler Türkiye'nin en önde gelen firmaları. Bu adamların yine de 300 milyon dolar borcu var. Nereye gitti bu para? Kulüp nereye para harcar? Stadyum yaparsın tamam. Bir takımın gideri futbolculara verilen paradır. Kamp, otel hikâye. Ben o otellerde ne şekilde kaldıklarını biliyorum. Futbolcular bu kulüplere bu kadar yük oluyorsa, zarar veriyorsa ve sonunda da gidiyorsa, bu kadar parayı neden veriyorsun? Türkiye'de, hatta dünyada futbolcuların aldığı bütün paralar boş paradır. Futbol da bu yüzden bu hale düşmüştür. Messi'nin aldığı parayla, Beckham'ın aldığı parayla, diğerlerin aldığı paranın arasındaki fark inanılmaz! Aslında herkes eşit!"
Söyleşi Akın Sel'in hızlı temposuyla sürüyor. Bu kısım beni en çok etkileyen kısım oldu. Futbolun baştan aşağı yanlış yönetildiğini savunan Sel: "Futbolun konsepti ayarlanırken bir şey kaçırılmış. Sektör gibi düşünmemek gerek. Ben fabrika kurdum, dikişçi 5 lira, overlokçu 3 lira kazanır. Bu oyunda böyle değil ki, forvetler daha pahalı ama sağ bek gol atmıyor mu? Kaleci gol atıyor! Futbolda sektör yüzde 100 yanlış yönetiliyor. Kulüpler bu yüzden battılar. Bu yüzden bu futbolcular maç sattılar. Doğru yönetilse, söylediklerim uygulanabilse bunlar olmaz. İçini para hırsı bürümüş adamlar var ya, onlar olmayacak. Giremez ki! Ruhunda yok!"
Futbolun neden bu hale geldiğini soruyorum. Futbolun görsel bir şölen olarak görüldüğünden, sahnede başrol oyuncularının diğerlerinden fazla aldığını, yardımcı oyuncuların daha az aldığından söz ediyorum. Ve bu durumun en çok 1950'lerden sonra geliştiğinden dem vuruyorum. Bu konuda Sel'in gözünden bir cevap arıyorum ve son cümlem sorumun kilit noktası oluyor: Herkes para kazanmanın farklı yollarını arıyor! Cevap gecikmiyor: Nasıl para kazanırız değil futbolun sorusu, nasıl puan kazanırız olmalı. Beşiktaş'a Guti geldi. Gelmese ne olurdu? Hiç! Beşiktaş tarihinin en başarılı kadrosu Türk kadrosuydu. Metin, Ali, Feyyaz gol atarken, soldan Kadir ortalıyordu, sağdan Rıza ortalıyordu. Gökhan kesti, ondan kaçan topu Ulvi kesti. Samsunda doğmuş Mehmet diye bir adam geldi adı "Şifo" takıldı. Ne yabancısı? Neden yabancı oyuncular alınıyor? Görsel bir şölen haline getirmek için. O zaman, madem şölene geliyorsun, kimse bu takım neden 3 puan kaybetti demesin. "Biz şölene geldik, canımız sağ olsun" desin. Sen, neden 3 puan kaybettik, dersen ben sana sorarım; hani şölene gelmiştin? Gordon Milne geldi. 5 senede 3 şampiyonluk 2 ikincilik kazandırdı. Bu adamı 5X10 kalasla kovalarlarken fotoğrafını çektim ben. Taraftar o maça para verip geliyor. Sonra bu adam Gordon Milne'i kovalıyor, para için!"
Bu noktada müdahale ediyorum ve soruyorum, futbolcular bu magazin basınında yer alıp, bunun üzerinden rant mı sağlıyor: "Sağlamaz mı? Metin Tekin diye bir adam vardı. Şu an milli takım teknik ekibinde. Leman Sam'ın kızı Şevval Sam'la evliydi. Bir kere burnunun ucunu göremezdin basında. Sen gidip magazin dergilerinden düşmüyorsun. Sen işini yapacaksın. Kime diyebilirsin bu somunu çok güzel yaptın 10 TL daha fazla vereceğim, diye? Senin işin gol atmak zaten. Gol atıyor, o yapar, zihniyeti yanlış. Roberto Carlos geldi Garanti Bankası reklamında oynadı. Koy Volkan'ı o oynasın. Yanlışlıklar art arda. Real Madrid'ten başlıyor bu iş. Dünya takımı ama ilan vereceksi, maaşlı futbolcu alacaksın. Çıldırdın mı diyecekler. Çıldırdım. Fatih Terim Fiorentina'nın başındayken AC Milan'ı yendiğinde şoförü olan adam bugün çöp kamyonu sürüyor. Çöp topluyor adam. Ben İtalya'da Fatih Terim'in belgeselini çektim, adam çöp topluyor. Bunda anormal bir şey yok ki."
Kocaelispordan bahsediyorum biraz. Futbolun içine para girmesiyle beraber dediğiniz gibi Şanlıurfa'dan Mehmet'i alınmıyor da Sırp futbolcu alınıyor. Sonrasında bu oyuncunun parasını ödemek için neler yapılıyor kim bilir ama ödenemiyor. Kulüp kapanacak. Bu kulüp nasıl kurtulabilir, derken: "Benim sistemim olsa çözüm var" diyerek ekliyor; Orada oynayan çocuk hiç almasa mı iyi, aylık sabit bir para mı alsa iyi? Koskocaman Kocaeli paraların anlamsızca savrulması ile battı. Kocaelispor yönetimi çıksa dese ki, "TFF, ben bundan sonra futbolcularımı aylığa bağlıyorum." TFF ne diyecek? Hiç birşey diyemez. Şu anda o cefayı çeken futbolcuya soruyorum ben, her gün küfür yiyeceğinize Kocaeli yönetiminin aylık 10 bin TL maaş teklifini mi tercih edersin, yoksa bu sıkıntıyı mı seçersin? Bugün bu yöntemle bir takım kurulur. Maaşlı işçi olarak alacaksın futbolcuları. Senin mesleğin para kazanmak değil, senin mesleğin futbol! Ey analar, babalar iyi oynayan oğlunuz varsa getirin yarın başlasın kendini göstersin. Sonrasında gitsin Beşiktaş'a" şeklinde bir çözüm öneriyor.
Bonservis konusunda da önerisi var: "Satarken de bir sistem olacak. Futbolcunun oynadığı yılı, aldığı parayla çarpıp bunun iki katına satacaksın. Çok acayip denklemler var kanunlarda. Bu da bu kadar basit olacak. Kocaelispor bunu uygulasın. Ben bu sözümün arkasındayım."
Futbolcuların sendikalaşmasına geliyor söz. İtalya'da sistem tam olarak oturmuş durumda. Geçtiğimiz haftalarda grev olacaktı. Bu iyiye gidişat mı, diye soruyorum. Cevabı, hata yapan sistemi düzeltecek sendikalar kurmak yerine, hata yapan sistemi değiştirmenin doğru olduğu yönünde oluyor: "Sendika insanın haklarını korur. Sendikayı kurduk görevi de budur diyecekler. Sendika diyecek ki; "Artık futbolcular 150 milyon dolardan aşağı para almayacak" demeyecek tabii ki. Sendika futbolcunun haklarını koruyacak. "Futbolcu ücretini zamanında alamazsa para iki katına çıkacak" bu futbolcu adına iyi tabi. Ama gerekli olan şey sendika kurulması değil, sistemin değişmesi! Yani Real Madrid, Malaga'dan 15 milyon dolara transfer yapacak, o zaman o sendika Real Madrid'in kökünü söksün artık! Neden veriyorsun bu kadar parayı? Esasında kulüpler saçmalıyor. Real Madrid Kulübü'ne ücretle futbolcu alınacaktır" dense herkesin aklına ilk önce para gelecek. Gör Türkiye liglerindeki takımlar Real Madrid'i nasıl mail yağmuruna tutuyor."
Kocaelispor taraftarının yaptığı işler ortada, FIFA'ya kendilerini kabul ettirdiler. Çok kalabalık değiller ama varlar. Sosyalist Beşiktaşlılar, Tekyumruk vs. UPS işçilerine destek veriyorlar. Tekyumruk, ölen iki işçinin isminin tribüne verilmesi için çok uğraştı. Işın Çelebi'de kabul etti bunu ve müjdeyi geçtiğimiz günlerde verdi. Bu diğer taraftar gruplarıyla ilişkilerini nasıl etkiler? Kulüplere faydası mı olur, zararı mı diye soruyorum. Sel'in cevabı tribünde siyasetin olmaması gerektiği yönünde oluyor: "Futbolun içine siyaset girerse o takımdan, taraftardan hayır gelmez. Var tabii ki. Bu tribüne girildiği zaman rahatsız eder. Buradan anlaşılmaz. Biz burada güçlüyüz, tavrına dönüşür bu iş zamanla. Futbolcunun istediği tek şey destek. Siyasi kimliğinle tribüne gelmemelisin. Önce Beşiktaş gelir. Neciyiz biz? Beşiktaşlıyız! Maça gidersin, oğlunu, sevgilini, ablanı, kardeşini alırsın eğlenirsin. Fanatikleri ayırıyorum. Onlar olmazsa olmazlardan."
Acun Ilıcalı'dan bahsediyorum. En çok izlenen programlar onun programları, nedendir bu, diye soruyorum ve ekliyorum, siz daha sağlam bir geçmişe sağlamken kenardan izler pozisyondasınız... Henüz cümlemi tamamlayamadan cevabımı alıyorum: "Tele Vole'yi Güntekin Onay sunarken, yolda Güntekin'e "Abi şu programı ne kadar güzel yapıyorsun ya" diyorlardı. Sunuyor! Yapmıyor! Acun'un programları tutmuyor. Acun'un programı yok. Ben Beşiktaş'ın muhabiriyken, Acun İstanbul'da ne yaptığını anlatsın.
Ne kadar yanlış. Sana söylemiyorum bunu. Adam 'duayen' olmuş yazıyor; "Acun'un yaptığı programlar tutuyor." "Çok güzel programlar yapıyor." Hayır yapmıyor. Acun'un yaptığı program yok." Araya girip "yapıyor" derken, zaten benim de sunuculuğunu beğendiğim bir adam olmadığını ve yapmaktan kastımın, o programı yurt dışından alıp Türkiye'ye getirmesi olduğunu söylüyorum.
Sonra konuyu değiştiriyorum. Şimdiki futbol programlarında bir gerginlik hâkim. Sel'in uyguladığı formatta insanlar eğleniyordu. Neden şimdi kavga edenin peşinden gittiğimizi öğrenmek istiyorum. Programdakiler şov yaparken, tribünde insanlar birbirini bıçaklıyor, diyorum: "Tamamen reyting denen olaya bağlı. Sistem yanlış yani. İnsanların evine reyting cihazı bağlanıyor, ona göre hesaplanıyor. Avrupa'yla aramızdaki fark da bu. Kırmızıda duruyor. Adamaların reyting konsepti ile bizimkinin alakası yok. 1000 tane alet bağlanıyor. Sonra bu izleniyor diye yediriyorlar. ABD'de üretilen televizyonlara mecburen çip takılıyor. Her şey oradan takip ediliyor. Bizim sistem öyle değil. Hakkari'de kaç tane ölçüm cihazın var? Gidip söylüyorum, şöyle bir program yapalım diyorum. Adam reyting kaygısından kabul edemiyor. Allah aşkına 80 milyonun içinde beni izleyecek insan yok mu yani? Yok mu reklam verecek kimse yani? Etilere taktığın reyting aletinde mi magazin fazla izlenmiş olur, Güneydoğu'ya taktığın alette mi? Bunu söylemeye gerek var mı yani? Sonra adam bir gecede birinci oldu. Nereye oldu? Bir başlasak programa belki Karadeniz'den hiç dizi izleyen olmayacak. Bu ülkenin tamamı İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya. Bu dört ilde izlenen program birinci oluyor. Peki ya geri kalanı?" Hak vermiyor değilim. Konu, neden televizyon ekranlarından uzak durduğuna gelince durum üzücü: "Turkcell benim Akın Akın Anadolu'ma neden sponsor olmuyor? Anadolu'yu geziyorum, nereden çekiyor gösteriyorum. Bana adam gelmiş diyor ki: 'Senin yaptığın program bu diziyi geçmez.' Oysa ben diziyi geçmek istemiyorum ki! Ben hizmet vermeye çalışıyorum" diyor. Bu da yaptığı işin öncüsü olan bir televizyoncuya bile engel olan reyting sisteminin ne menem bir şey olduğu hakkında fikir veriyor.
Yakın zamanda kendisini televizyon ekranlarında görmek dileğiyle çok teşekkür ediyorum ve ayrılıyoruz.