GÜRCAN BİLGİÇ:
"Futbol üzerinde dönen para yıllık 400 milyar dolar"
"Futbolculara ödenen para sahadaki oyunları için ödenmiyor. Kapitalizm bu oyuncuların her şeyinden yararlanıyor. Şampuan, giyim, araba reklamlarına çıkıyorlar"... İşte, Gürcan Bilgiç'in endüstriyel futbol tanımı.
Deneyimli gazeteci Gürcan Bilgiç'le Milli Takımdan, 'gurbetçi futbolculara', futbolun içinde dönen paraya kadar pek çok konuyu konuştuk. Futbolun değişik yönlerini bilen, farklı bakış açısıyla yaptığı yorumları izlediğimiz Bilgiçle söyleşimiz de sıra dışı oldu.
Gürcan Bilgiç'le beraber bir kafede oturuyoruz. Sohbete Azerbaycan yenilgisinin ardından son günlerin 'gözde konusu' haline gelen futbol milli takımından başlıyorum ve takımın durumunu nasıl gördüğünü, geleceğe dair beklentilerinin neler olduğunu soruyorum. Zira kendisi takımdan ayrı uyumuyor nerdeyse. Almanya ve Azerbaycan maçlarını izleyen Bilgiç yaşanan durumu tek cümle ile "Bir kararsızlık yaşanıyor" şeklinde özetliyor ve devam ediyor: "Hiddink, Milli Takım'ı analiz ettiğinde, çok kolay gol yendiğini, bu nedenle oyun yapısının biraz daha savunmaya yönelik olması gerektiğini söylüyor çevresindekilere. Kurgu olarak daha defansif bir takım yaratmayı düşünüyor. Fakat, ABD kampında, Mahmut Özgener, 'Hoca, Türk Milli Takımı pozisyona giren, keyif veren, ofansif bir takım olsun' diyor. Ardından grup maçları başlıyor. Bu maçlarda kadroya çağrılan sürpriz bir isim yok. Guus Hiddink, ilk basın toplantısında 30 kişilik iskelet kadroyu bozmayacağını söylüyor. Nitekim, bu 4 maça baktığında hep aynı oyuncular kadroya alındı. Çünkü, risk almak istemedi. Haklı olarak! Oynamasalar bile yıllardır birlikte olan bir oyuncu grubuydu bu. Bunların ne zaman ne yapacağını bildiğini sanıyordu. Bir de 'milli takım oyuncusu' diye bir kavram vardır ve doğru bir kavramdır. Mesela Azerbaycan maçı öncesi Tuncay'la sohbet etmiş "Bu maçta bir şeyler yap ki, ben de seni rahatlıkla çağırayım." Tahmin ediyorum, Mart ayında oynanacak milli maçlara eğer, Tuncay, Nihat, Semih, halen takımlarında oynamıyorsa çağrılmayacak. Daha çok maç temposuna alışkın, form durumu daha stabil oyunculara şans verecek.
Diğer taraftan Azerbaycan maçı öncesi ısınan oyuncular soyunma odasına giderken elimizi uzattık başarılar diledik, buza dokunmuş gibiydim. Yani Almanya yenilgisi sonrası çok büyük baskı altına almışız çocukları. Bu çocuklar genç. Tamam, iyi paralar kazanıyorlar ama kaldıramayacakları yükleri onların omuzlarına verdik diye düşünüyorum. Özeleştiri yapmalıyız kendi adımıza. Onlar da eleştiriyi hak ediyor ama bizler de bir özeleştiri yapmalıyız. Fakat, her şeye rağmen ben milli takımdan umutluyum."
FUTBOLCULAR KENDİLERİNİ GELİŞTİRMİYOR
Milli takımın Almanya maçı öncesi başlayan, maçtan sonra da devam eden Mesut Özil üzerinden yürüyen, 'gurbetçi futbolcular' meselesini açıyorum. Serdar Taşçı'nın, Alman Milli Takımı'nda kaptanlığa kadar yükselişi ve diğer genç futbolcular... Bizim ülkemizde futbolcu yetişmiyor da mı, yurt dışında eğitim görmüş oyuncuları oynatmak için bu kadar uğraşıyoruz? diye soruyorum, cevap kısa: "Türkiye'de yetişmiyor." Sebebi nedir? diye soruyorum: "Çünkü, Türkiye'de yetiştirici yok. Gençlerin vizyonu yok. Emre Çolak, 18 yaşında Galatasaray A Takım kadrosunda. Profesyonel sözleşme imzalıyor. İlk iş kendine bir Range Rover cip alıyor. Belki de bir yıllık kazandığı para. Oyuncunun hedefi bir Range Rover cip ise o zaman genç yaşta hedefine ulaşıyor ve gelişime kapatıyor kendini. Bu problemleri önleyecek olan başta oyuncunun ailesidir. Sonrasında da yetiştiricilerdir. Bakıyoruz alt yapı hocalarına, çoğu eski futbolcu, kitap okumamışlar, entelektüel birikimleri yok, zaten kendi sorunlarıyla baş etmişler, başkalarına verecek akılları yok, pedagojik eğitimleri yok. Bu eğitim düzeni içinde sadece bir oyuncu iyi çalım attı diye göklere çıkarırken işin mental yönünü çok ihmal ediyoruz. Oyuncu zaten cebine parayı koyduğu anda kendini geliştirebilmek için bir neden göremiyor" şeklinde cevaplıyor.
"Hiddink tartışılıyor, Rijkaard gönderildi, Kocaman aynı şekilde tartışma konusu. Bir oyuncu ya da antrenör getirirken baz alınan konu "Kimsenin itiraz edemeyeceği bir hoca!" Bu kriter doğru mu? Neye göre getirmek lazım bir teknik direktörü?" diye sıralıyorum soruları..."Baktığında, Aykut Kocaman ve Yılmaz Vural aynı eğitimi almış. Belki de bu işi Hiddink'ten daha iyi biliyorlar, taktik kısmı olsun, antrenman bilimi olsun. Fakat, çalıştığın insan, ünlü bir insan, egosu kuvvetli bir insan, 2008 Avrupa Şampiyonası'nda yarı final oynamış bir insan düşün, böyle bir oyuncunun karşısına kariyerli bir hoca getirmediğinde otorite sorunu yaşarsın. Özellikle bizim gibi Akdeniz ülkelerinde var bu. Belki Hollanda'da problem olmaz, onların mentalitesi farklı. Bizim ülkemizde "Sen kimsin?" derler. Giyimiyle de kullandığı arabayla da, purosunun markasıyla da en az oyuncu kadar olması lazım ki, oyuncunun üzerinde baskıyı kursun ve otoritesini kabul ettirebilsin" diyor.
PARAYI OYUNA DEĞİL, REKLAMA VERİYORLAR
Futbolcuların kazandığı 'dudak uçuklatan' paralara geliyor laf. Artık 100 milyon Avro karşılığında transfer yapılıyor, bu oyunun hakkı bu mudur? diye soruyorum:"Sahadaki oyun değil onlara o parayı kazandıran. Bir prototip yaratılıyor. Kapitalizm bu oyuncuların her şeyinden yararlanıyor. Şampuan, giyim, araba reklamlarına çıkıyorlar. Erkek sembolü oluyorlar. Şirketler ürünlerini o oyuncular üzerinden satıyor. David Beckham, Cristiano Ronaldo gibi oyuncular kullanılıyor. Bu noktada da bu parayı kazanmaları normal. Bakıyorsunuz Dünya Kupası'na, hep Nike ve Adidas'ın sponsor olduğu takımlar oynuyor. İki Nike takımı oynamıyor. Bunu bir tesadüf olarak nasıl değerlendirebiliyoruz, bilemiyorum! Dünya'da, futbol üzerinde dönen para senede 400 milyar dolar. TV, reklam, bahis nereden bakarsan bak. Bu 400 milyar dolar içinde esasında futbolcuların kazandığı paralar normal. Esas büyük paraları bahis şirketleri, sponsorlar kazanıyor."
Bu cevap beni şaşırtıyor... Ama futbol bir endüstri haline getirildiğinden beri durumun böyle olduğu düşünülürse bu doğru. Üstelik binlerce futbolcu arasından sadece birinci liglerde oynayan bir 'azınlığın' çok kazandığı düşünülürse bu görüş daha da doğru geliyor.
ALTYAPIYA YÖNELMEK ŞART
Bazı taraftarlarının, "yerli, yürekli futbolcular" sürekli istediğini dile getirmelerinden bahsediyorum. Bu "yerli, karakterli" futbolcularla kurulu bir takıma Quaresma'yı getirebilir miyiz? diye soruyorum ve ekliyorum, Quaresma gelmezse tribünleri doldurabilir miyiz?
"Söylediğin doğru Fırat, kulüpler dengeyi bulmak zorunda. Barcelona kulübü bile geçen sezon ödeme zorluğuna girdi. Fakat, Barcelona'ya baktığında 6 as futbolcusu altyapıdan. Yani bonservis ödenmeyen futbolcular. Dünyanın en büyükleri de altyapı için büyük yatırımlar yapıyorsa demek ki bu olmazsa olmaz. Fenerbahçe'de Alex 1 milyon 700 bin avroya oynarken 3 milyon avro verip Kezman'ı aldılar. Mecburen Alex'e de 3 milyon avro verildi. Roberto Carlos'a da. Sonra senelik takım maliyeti 30 milyon avrodan 60 milyon avroya çıktı. Bunun dengesini tutturmak zorundasınız. Diğer taraftan 50 bin kişilik stadyum yapıyorsunuz. Onu doldurmak için yıldız getirmek zorundasınız. İnsanlara umut vereceksiniz her sene transfer yapacaksınız. Her sene aynı yüzle devam edemezsiniz. 2 sene sonra Quaresma yetecek mi Beşiktaş taraftarına? Olaya böyle bakıldığında öze inilmesi gerektiğini düşünenlere de hak veriyorum. Bunu da altyapıya önem vererek sağlayacaksınız. Sadece kaliteli değil akıllı da olmalı oyuncu. Hiddink ne diyor: "21 yaşındaki oyuncu genç değil artık." Bizde halen bunlar devam ediyor. Hukukta 30 yaşındaki birine uygulanan şartlar da aynı, 18 yaşında uygulananlar da aynı. Yani bunlar artık aynı kademede. Demek ki bizim eğitim sistemimizde ve ülkemizin kültür yapısında farklı bir bakış var. Bu Doğu ülkelerine özgü bir şey. Bizim çocuğumuz hiç büyümez. Hep o bizim çocuğumuzdur. Avrupa'daki kültür daha farklı, 11-12 yaşındaki çocuk ayakları üzerinde durabiliyor. Sistem o şekilde yetiştiriyor çocukları."
EGOLAR ÇARPIŞTI
Galatasaray çok tartışılıyor. Kulübün durumuyla ilgili sizin düşünceleriniz nedir? diye soruyorum. Bir Fenerbahçeli'nin Galatasaray'ı övmesi beni mutlu edecek. "Ben çok umutluydum Rijkaard'dan. Hollandalılar öyledir. Başlarda bocalar ama zamanla oturur sistem. Bayern Münih'te Van Gaal; ilk başlarda takım çok kötüydü, Almanya'da kupa bırakmadı sezon sonunda, Şampiyonlar Ligi finali oynadı. Rijkaard ve Galatasaray'ın dokuları uymadı. İki tarafın da hataları var burada. Egolar çarpıştı. Ne olursa olsun, Mourinho bile kovuldu. Chelsea kovdu. Bundan sonraki süreçte çok büyük bir başarı beklemiyorum Galatasaray'dan, bu sene için.
Fakat, Seyrantepe bittikten sonra, tribün gelirleri 2'ye 3'e katlanacak. 2-3 sene içinde bambaşka bir Galatasaray meydana çıkacak diye düşünüyorum. Seyrantepe, Galatasaray için bir milat olur."