28 Ekim 2011, Cuma

Yurdum kadar ağlayamazsın*

ASLI ALPER aslialper@gmail.com

Sabaha kadar sallandı Van. Gece güne bir türlü kavuşamadı. Yunus'un gözleri düştü peşime. Dışarısı soğuk. Van sallanıyor, peki ya içimizde ki deprem kaç rihter ölçeğinde? Bir sarsıntıdan bir iç sarsıntıya denk düşüyor acılar. Ne demişti şair, "yurdum kadar ağlayamazsın."

Aynı minik Ceylan'ı öldürdüğümüz gibi öldürdük Yunus'u. Ve hala daha birilerini öldürmeye devam ediyoruz. Erciş'de, köylerde insanlar çığlık çığlığa. Çadır yok. Giyecek yok. Yiyecek yok. Bebek maması yok. Yardım yok.

Bugün Bursa'da yağmur var. Gökyüzü gri, rüzgar soğuk. Bulutlar çığlık çığlığa. Dilimin ucunda hep aynı mısralar, "boşuna çırpınma gökyüzü: yurdum kadar ağlayamazsın." Yurdum kadar ağlayamazsın... Van'da kar var, yüreklerde göçük altında kalanların can acısı var, "ya biri göçükten çocuğumu çıkartırsa" diye çadır sırasına giremeyen babalar-analar var. Yitikler, yitirilmekte olanlar var...

Bir de sıfatları olup da içleri olmayanlar, yani varmış gibi yapanlar var: Kızılay var, hastaneler var, devlet var, ciğeri parçalananlar var, vicdanları da var! Üzerinden çok zaman geçmedi, "ciğerim parçalanıyor" diyordu birileri gelen şehit haberlerine. Ama şimdiye kadar toplanan "deprem vergilerinin" nereye gittiği hakkında hala bir açıklama gelmedi ciğerli insanlardan. Ya da neden dış ülkelerden gelen yardımları geri çevirdiklerine dair bir açıklama... Ya da Somali için tam bir organizasyon ve sistemle dağıtılan yardımların nasıl olup da Van'a aynı sistemle dağıtılamadığına dair bir açıklama... Hala daha o taşların altında atan kalpler var. Dışarısı soğuk. İnsanlar aç, insanlar yarım. Peki, niyedir sizdeki bu sessizlik ülkemin yöneticileri?

Sahip olduklarımızı ve olmadıklarımızı gördük, görüyoruz da tüm çıplaklığıyla. "Devletime zeval gelmesin" diyen ana-babaları toprak altında yapayalnız bırakıverdi devlet Van'da. Öğretmen olabilmek için yıllarca bekleyip "vatan görevi" diye Antalya'dan, İstanbul'dan Erciş'e giden gencecik canları kaybediverdik toprak altında. Hıyaneti gördük.  Her sabah feryat figan kayıp eşleri, çocukları bulan Müge Anlı'yı, ana haber bülteninde "her ne kadar deprem Van'da olsa da..." diyen Duygu Canbaş'ı yani, riyakârlığı gördük.

Bu kadar mı? Hayır, bizler aslında bir kez daha savaşmak isteyenlerin kimler olduğunu gördük. Yüreği kardeşleri için atan milyonları gördük. İçimizdeki insan sevgisinin gücünü ve yaptırımını gördük. Van'a gidecek yardımların kolilenmesi için topladıkları kâğıtları bağışlayan, çöpten kâğıt toplayarak geçimlerini sağlayan çocukları, yani insanlığı gördük. Çanakkale Lâpseki'den Van'a depremzedelerin ayakkabılarını ücretsiz tamir etmeye gelen yaşlı amcayı, vicdanı gördük.

Devlet birimlerinin yapması gerekenleri (yardım toplama- ulaştırma - arama kurtarma ekiplerine destek sağlanması, organize olunması) insanların sosyal paylaşım sitelerini kriz masası haline getirerek nasıl başarı ile yaptığını gördük.

Gördüklerimizden yine mısralar düştü dilime. "Ve andolsun ki hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan daha kutsal değildir insandan!"

*Dörtlükler şair Yılmaz Odabaşı'na aittir.

 

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI