19 Aralık 2011, Pazartesi

Aralığın on dokuzu

LEYLA ALP leyla.alp@gmail.com

Sıra kendi acına gelince boğazın düğümleniyor. Sıra kendi acını anlatmaya geldi mi elin kilitleniyor. Kendi acın sana daha büyük geldiğinden değil, anlatması çok zor olduğundan. Anlatacak kelimeleri, cümleleri seçemediğinden. "Yazarsam çok ağlarım "diyorsun. "Yazarsam çok acıtırım" diyorsun... Yüreğindeki o acı kelimeleri de kanatır diye korkuyorsun...

Oysa söyleyecek çok sözün var. Kızmak istiyorsun, hesap sormak... Ağlatmak istiyorsun, birlikte ağlamak... Ama söz kendi acına gelince tevekkülle susuyorsun...

Tam 11 yıl önceydi...  Aralığın on dokuzu...

Gece güne dönüyordu. Bir iki saat sonra güneş karanlığı teslim alacaktı. Onca ayaza, kışa rağmen sarı yüzünü gösterecekti güneş.

Havalandırma kapıları açılacaktı. Sayım gelecekti. Uykucu bir yoldaşa ıslak bir şaka yapılacaktı. Sabah serinliğinde koyu çay kıvamında sohbetlere dalınacaktı. Ayazda ısıtsın diye voltada türkü söylenecekti. Ölüm orucundakilere şekerli sıcak su verilecekti. Televizyon açılacaktı "belki yeni bir şey olmuştur "diye... Gazetelere bakılacaktı. Sonra mektuplar gelecekti. "Büyük boy selamlar" alınıp gönderilecekti.

Görüş için hazırlıklar yapılacaktı. Baş dönmeleri, halsizlikler, verilen kilolar ailelere çaktırılmayacaktı.

Aralığın on dokuzuydu...  Gün geceyi teslim alacakken " Teslim olun!" sesleri duyuldu maltalardan Tam 20 hapishane aynı saatlerde kurşun sesleriyle uyandı. Duvarlar yıkıldı, bombalar atıldı.

11 yıl önceydi. Devlet kendi hapishanesinde tutsak ettiği insanlara "teslim olun" dedi.

Tam 11 yıl önceydi. Adına "Hayata Dönüş" denen katliamda tam 28 kişi öldü-rüldü. Yanarak, yakılarak... Kurşunla, kimyasal gazlarla, bombayla...

Ve dışarıda herkes sustu.

11 yıl önce bugün hapishanelerden çıkan yangının dumanları tüm ülkeyi sardı. Havada barut, kan ve ölüm kokusu vardı. Sustu herkes...

Gazeteler yazmadı. Televizyonlar göstermedi. Diri diri yakılan bedenlerden yükselen dumanın korkutucu sessizliğimiydi. "Ya benim de başıma da bir şey gelirse" korkusu muydu? Sokaklar boşaldı. Hapishane önlerinde sadece çocuklarının yaşadığına dair haber almak için korkuyla bekleyen anneler babalar kaldı. Herkes evlerine çekildi.

Bir hafta içinde 28 cenaze kaldırıldı bu ülkede. Ömrünü bu ülkeye adamış 28 beden vaktinden önce toprağa verildi. Ve sonra devam etti ölümler. Ülke sustukça ölümler çoğaldı.

Onlar bu ülkeyi uğrunda ölecek kadar seviyorlardı. Ve bu ülkenin hapishanelerinde öldürüldüler... Tam 122 insan...

Sustu herkes. Çıkan cılız sesler ölümün karanlığında kayboldu. Korkunun çığlığı vicdanın çığlığına galip geldi.

11 yıl önce bugün bu ülkenin vicdanı yanan bedenlerle birlikte yandı, kül oldu.

19 Aralık 2000 sağcısından solcusuna vicdanlı olduğunu düşünen her insanın dönüp bakması ve "biz neredeydik?"sorusunu sorması gereken bir tarihtir.

Sahi neredeydiniz?

Aynı yolda yürümüyor olabilirdiniz. Aynı şeyleri düşünmüyor olabilir, yöntemi doğru bulmuyor olabilirdiniz. Ama bu ülkenin hapishanelerinde kimyasal silahlarla, bombalarla katliam yapıldı. Diri diri yakıldı insanlar. Yakanlara "üstün hizmet madalyaları" verildi. Yakılanlara ceza...

Sustu herkes...

Şimdi dönüp bir kez daha bakılsın istiyorum daha büyük kaç tane acımız var?

11 yıl önce hapishanelere bombalar yağarken susanlar şimdi dönüp baksın ve sorsun istiyorum; "Daha büyük kaç tane ayıbımız var?"

 

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI