Sk'udas Xalk'epeşi Cumapoba!
"Neden yazıyorsunuz?" diyordu. "Yazarsanız çok iyi olur" diyordu. Geçen hafta aynı konuda iki farklı yorum aldım. Biri Kürt diğeri Laz olan adı bende saklı iki okurdan. Biri "Derin yaralar aldık" diyordu. Diğeri "Neden yas tutayım" diyordu.
Uludere katliamının ardından yaşanan duygusal bölünmeyi yazmış ve ardından Şimdi biz Kürtlerle kardeş miyiz? Diye sormuştum.
Kendini bir Laz ve aynı zamanda Türk olarak tanımlayan bir okur PKK bayrağına sarılarak gömülenler için yas tutmayacağını bunun teröre kurban vermiş diğer halkların yüreğini sızlatacağını yazmış. Ölen askerlerle ilgili neden yazmadığımı, Kürt siyasetçilerin neden ailelere baş sağlığı dilemediğini sormuş ve yazımın objektif olmadığı yönünde bir değerlendirme yapmış. Okur haklı.
Evet bu konuda kesinlikle onun anladığı gibi objektif değilim.
34 Köylünün terörist sanılıp üzerine bomba yağdırıldığı yerde ben objektif olamıyorum. O cesetleri aileleri teşhis edemedi. Öylesine parçalanmışlardık ki ölü sayısının aslında 34 olduğu günler sonra anlaşıldı. Kolları kopmuştu, başları kopmuştu, yakılmışlardı. İktidarın elinde bulunduğu erki kullanarak, zulüm yaptığı yerde " ama onlarda öldürüyor canım" gibi bir değerlendirmede bulunmak bana göre objektiflik değil, olsa olsa vicdansızlık olur.
Ben Laz okurun 34 köylünün öldürülmesinden bir yeis duymadığını düşünmüyorum. Daha bu kadar zalim olmadı bu ülke diye düşünüyorum. Keşke bütün yaşananları daha büyük bir sağ duyuyla izleyebilseydi diyorum.
Katliamın ardından Uludere'ye giden gazeteci Şafak Timur hastanede yakınlarını teşhis etmek için gelen köylülerden birinin sözlerini aktarmıştı. Diyordu ki; Bir köpek öldürseniz onun bile cezası var. En azından para cezası var. Kaldı ki hiç kimse 30- 40 köpeği bir araya getirip öldürmez. Anlayacağın bizim köpek kadar bile değerimiz yok. "
Bir halk köpek kadar değerinin olmadığına inanıyorsa ve 34 kişinin yaşamını yitirdiği bir katliamı hükümetin bakanı "iş kazası" olarak yorumluyor, başbakan yardımcısı özür dilemeyeceğiz ama parası neyse veririz diyorsa ne diyeceğiz? Nerede objektif olacağız. Orada ölenler kedi yavrusu değildi. Ve öyle bile olsaydı eminim gazeteler bunu anında manşetten "büyük vahşet" diye verirdi. Kürt olunca ölünebilir. Kürt olunca öldürülebilir. Köpek katliamını manşet yapıp Uludere'yi görmezden gelmek midir objektif olmak?
Bu ülkede tam otuz yıldır devletin bekası için ve bazılarımızın aslında neden olduğunu bile bilmediği yada unuttuğu bir savaş sürüyor.Objektif olacaksak bu savaş neden var, neden otuz yıldır sürüyor? Diye sormaktan başlayabiliriz. Hani bir ara açılım falan denmişti sonra ne oldu? diye sorabiliriz.
Biz Kürtleri ne vakit düşman görmeye başladık? Nereye kadar, ne kadar zalim olduk, bizi kim böyle yaptı?
Gerçekten objektif olmak istiyorsak yahu bu devlet neden siyaset yapmak isteyen bu meseleyi demokratik yollarla çözmek isteyen Kürt siyasetçilerini bir bir gözaltına alıp tutukluyor diye sormakla başlayabiliriz.
20 yaşında vatan sağ olsun diye üniformalar giydirilip kendi yaşındaki kardeşlerini öldürmeye gönderilen, sevdiğinin kokusunu içine çekemeden ölümün kokusunu içine çeken ve üzerinde kırmızı bayrakla evlerine gönderilen gençler için üzüldüğümüz kadar üzerine bombalar yağdırılan köylülere üzülmediğimiz için bu savaş sürüyor.
Barış anneleri ile asker anneleri birlikte yürüyemedikleri ve birlikte "artık yeter" diyemedikleri için sürüyor bu savaş.
Ölen askerlere "şehit" gerillaya "leş" dediğimiz için bu savaş sürüyor.
Otuz yıldır vatan sağ olsun diye binlerce insan yirmi yaşında kalıyor. Evlerin başköşesinde kocaman çerçevelere sığdırılmış genç gülüşleriyle bakıyorlar. Hiç büyümüyorlar.
"Vatan sağ olsun" diye, "devletin bekası" için ya da" terörün kökünü kurutmak için" velhasıl bu devlet kendi halkı olduğunu iddia ettiği bir halkla konuşup, anlaşamadığı için insanlar ölüyor. Devletin anlaşamadığı, konuşamadığı bir halkın ölülerine, yasına biz uzaktan baktığımız için bitmiyor bu savaş.
Kürt,Türk, Laz, Çerkez evlat kaybının, eş kaybının,yar kaybının yani acının ulusu yok. Hangi dilde ağlarsak ağlayalım. Hangi dilde ağıt yakılırsa yakılsın dinlediğinizde mutlaka ağlarsınız.
Ve ölümün de ulusu yok. Bu gençler aynı toprağın altına gömülüyorlar. Onlara üç metrekarelik toprak yetiyor. Gerçekten objektif olmak istiyorsak "bize ya da bu devlete ne yetmiyor" diye sormakla başlayabiliriz. Yoksa daha çok öleceğiz.
İki dilde de kardeşlikle bitiriyorum bu yazıyı.
SK'UDAS XALK'EPEŞİ CUMAPOBA !
BİJİ BRATİYA GELAN!