04 Şubat 2012, Cumartesi

Roboski tanıkları: Kimse seyirci kalmasın

Uludereliler, 34 kişinin hayatını kaybettiği Uludere katliamını İstanbul'da anlattı. Barış Meclisi'nin düzenlediği "Uludere'yi konuşuyoruz" başlık panele konuşmacı olarak katılan Garibe Ürek, Ferhat Encü ve Hükmet Encü, operasyonda kimyasal silah kullanıldığını söyledi.

Türkiye Barış Meclisi'nin, Şırnak'ın Uludere İlçesi'nin Ortasu (Roboski) Köyü'nde hava bombardımanı sonucu 34 köylünün katledilmesine ilişkin düzenlediği "Uludere'yi konuşuyoruz" başlıklı panelde, katliamın tanıkları yaşadıklarını anlattı.  Taksim Hill Otel'de düzenlenen panele katılan,  Ferhat Encü,  Hikmet Alma ve Garibe Ürek gazeteci Nevzat Çiçek moderatörlüğünde yaşadıklarını aktardı.

Basının yoğun ilgi gösterdiği panelin açılış konuşmasını yapan Barış Meclisi Yürütme Kurulu üyesi gazeteci-yazar Hakan Tahmaz, savaş konseptiyle Kürt sorununun çözülemeyeceğini belirtti.  Tahmaz, Uludere için resmi makamların "operasyon hatası" açıklamasını eleştirdi ve "Neden olayın ardından helikopter gönderilmedi?"dedi. Tahmaz, Savaş konseptindeki "yeniliğin" ardında "Beğendiğimiz Kürtlere, bizim verdiğimiz kadar hak vardır" mantığı olduğunu belirtti.

Tahmaz'ın konuşmasının ardından Türkiye Barış Meclisi üyelerinin Roboski Köyü'ndeki tanıklarla yaptıkları görüşmelerden hazırladıkları sinevizyonun gösterimi yapıldı.

" 3'E GİDİYORDUM TÜRK OLMUŞTUM BİLE"

Uludere'deki tanıkların konuştuğu filmde, tanıklar ölenlerin ağızlarından yeşil madde çıktığını söyledi. Askerlerin daha önce sınır ticareti yapanlara "Uçak gelince, katırların arkasına saklanın ki, sizi tanıyalım" dediklerinin aktarıldığı filmde, Uludereli bir kız çocuk "Erdoğan'ın annesi öldü ve ağladı. Şimdi gülüyor. Erdoğan'ın içi bizim için de biraz acısın. (...) Ben 3'e gidiyorum. Türk olmuştum bile. 36 tavuk bile öldürülmüyor. 34 insan az mı?" dedi.

Sinevizyon gösteriminin ardından, katliamda yakınlarını yitiren Ferhat Encü söz aldı.

'ŞİKAYETÇİYKEN SANIK OLDUK'

Katliamın, operasyon kazası veya istihbarat hatası olmadığının altını çizen Encü, "Sadece kendinizi kandırabilirsiniz. İnsanım diyen vicdan sahibi insanları kandıramazsınız. Uzaydan mı gelip vurdular? F-16'ları. Tetiğe basanda bellidir. Bu gibi söylemlerle kandıracaklarını sanıyorlar. Oradaki insanlar kimseye zarar vermedi, barış içinde yaşamak istediler" dedi.

Her gün barış diyenlerin üzerinden katliamın gerçekleştirildiğini söyleyen Encü, "Biz aileler savcıya katliam ile ilgili suç duyurusunda bulunmaya gittiğimizde yine devlet tavrıyla karşılaştık. Savcı bize kimden şikayetçi olduğumuzu sormadı. Bunun yerine 'neden toplu gömdünüz, o bezleri kim cenazelerin üzerine koydu' gibi sorular soruldu. Biz şikayetçiyken sanık olduk" dedi.

Kendilerine sürekli "neden BDP tek yardım ediyor" gibi sorulan sorulara tepki gösteren Encü, "Başbakan gelseydi köyümüze acımızı paylaşsaydı. BDP yaşananlarda samimi olarak acı hissettiği için geldi ve bize destek sundu. Devlet erkanı bizim acımızı paylaşmada ve yardım etmediler. Devlet bizi yalnız bıraktı" dedi. Yaşanan katliamdan sonra birçok kişinin psikolojik olarak zor zamanlar yaşadığını söyleyen Encü, "Katliamdan sonra yakınlarını kaybedenlerden kendini bıçaklamak isteyen oldu. Hala orada çoğu kişinin durumu çok kötü ama hiçbir şey yapılmıyor devlet tarafından" dedi. Katliamdan sonra Roboski Köyü'nün "açık cezaevine" çevrildiğini söyleyen Encü, "70 kişinin ismi kontrol noktalarında var. Hala üzerimizde baskı var. Bu baskılardan kurtulmak istiyoruz. Başbakan, hükümetten ve devletten istediğimiz, kendini insan diyenler bize arka çıksınlar. Bu olaydan sorumlu değilseniz bu olaya karşı çıkacaksınız. Faillerini en kısa zamanda adalet önünde yargılanmasını sağlayacaksınız" dedi.

ÖLENLERİN SAYISI 35'TEN 34'E NASIL İNDİ?

Moderatör Nevzat Çiçek'in 35'ten 34'e nasıl indiğini sorması üzerine Ferhat Encü, şu cevabı verdi:

"Vücutlar parçalanmıştı. Mesela, bir bacak otopside kalmıştı. 2 parça teşhis edildi. Bir parça amcamın oğluna aitti. O yüzden ilk 35 denildi. Parçalar tespit edildikten sonra, mezarları açıp o parçaları içine koyduk."

'SİZ EVLATLARINIZIN PARAMPARÇA BEDENLERİNİ GÖRDÜNÜZ MÜ?'

Katliamda nişanlısını ve yakınlarını kaybeden Garibe Ürek ise, "Ben sadece Adem Ant, Yüksel Ürek, Salih Ürek kardeşlerim Nadir Anma, Salih Ürek, Erkan Encü, Cihan Encü, Savaş Encü'yü kaybetmedim. Hayatını kaybeden 34 kişi benim yakınım, çoğu sınıf okul arkadaşım. Bu gençler mecburiyet olmasa, kesinlikle o yolu kullanmazdı.

İş olsa, fabrika olsa, atölye olsa o insanlar gitmez. Vatanın bir köşesindeki köyü görmemezlikten geliyorlar. Türkiye taa Somaliye kadar yardım götürüyor da Şırnak'a neden yardım etmiyor, neden iş kurmuyor? Benim nişanlım 19 yaşındaydı Adem Ant. Mayıs ayında düğünümüz vardı, hayatımı hayallerimi onunla kurmuştum. Benim hayallerimi de mezara gömdüler. Köylüler olay yerine gittiğinde uçmuş beyinleri gördüler. Nişanlım yaralı sırtını kayaya verip gülümser gibi hayatını kaybetti. İstanbul'da olduğum için gözlerini kapatamadım. Kimse gözünü kapatamamış. Yükselimi, Salihimi vurdular. İkisi de 17 yaşındaydı. Artık onların hiçbir hayali yok, geriye paramparça olmuş bedenleri kaldı.Siz hayatınızda ağladığında sabahlara kadar teselli etmeye çalıştığınız, hastalandığında başında durduğunuz evlatlarınızı paramparça bedenlerini gördünüz mü?" diye soran Ürek, "Cenazelerin çoğu yanarak, kimi ihmalden ve yardım gitmediğinden donarak öldü. Kimyasal bombalarla öldü, şiddetin sarsıntısından beyinleri patladı. Bu katliam neden?" diye sordu.

Nişanlısı Adem Ant'la çekilmiş nişan fotoğrafını gösteren Garibe Ürek "Elimde bir fotoğraf var. Bir çocuk ve katırların parçalanmış halleri var.”Kimseye göstermeyeceğim ve unutturmamak için saklayacağım.” dedi

'ANNESİNİ KİM TESELLİ EDECEK?'

Ürek, yetkililerin şu sorulara yanıt vermesini istedi: "Silopi'de katledilen gençlerin o mayınlı saldırılar, o vurulan köylüler peki bunların hesabını kim verecek? Herkese sesleniyorum, kimse seyirci kalmasın. Bu gün bize yapılan sizin kardeşinize de yapılabilir. İki sene önce geçirdiği kazadan çalışamaz hale geldiği için o yola giden okulunu bırakıp kardeşlerine bakan Yüksel'imi geri getirebilecekler mi? Okul harçlığını çıkarmak için Salih Ürek'i geri getirebilecekler mi? Cihan Encü, arkasından ağlayacak annesi babası yoktu onun ablası vardı. Aslan Encü, çocuk yaşta kaybettiği babası artık çalışacak evde kimse kalmaması, mayına basan abisine protez ayak almak için o yola gitti. Abisi o eski protez ayaklarla kaldı. Salih Encü, ailenin tek çocuğuydu. Hüsnü Encü yıllardır evliydi, çocuk hasretiyle yaşıyordu çocukları oldu karnında eşinin 3 aylık kaldı o çocuk yetim büyüyecek. Annesine kim teselli verecek? 5 çocuğuyla kalan Osman Kaplan'ın eşini kim teselli edecek? Belki çocukları babalarını hatırlamayacak..."

"KRAVATIMIZI TAKIP KAÇAĞA GİTMİYORDUK"

Katliamda kardeşi Nadir Alma'yı kaybeden Hikmet Alma ise," Ben de kaçağa gidiyordum, asker de bizim gittiğimizi bilirdi, karakol da bilirdi. Biz kravatımızı takıp gitmiyorduk, çamur içinde, 40-50 lira için gidiyorduk. " diyerek sözlerine başladı. Katliamın yaşandığı gün köyde olduğunu belirten Hikmet Alma sınıra kendisinin de gideceğini sonra vazgeçip kardeşini gönderdiğini söyledi.Kardeşinin sınıra ulaştığında telefon ettiğini söyleyen Alma şöyle devam etti " Sınıra vardığında telefon açtı dedi ki, 'Heronlar var üzerimizde'. Sınırı geçtiler. Aradan saatler sonrasında sınıra askerlerin o tarafa gittiğini biz gördük. İki yol gider sınıra, iki yolu da tuttular. Sınıra 1 km uzaklıkta durdular, çocukların bu tarafa gelmelerini engellediler. Sınırda biriktiler, biriktirdiler. Toplar havanlar fırlatıp aydınlattılar, ardından bombaları bıraktılar. Sağ kurtulan kişi sınırda telefon çekiyordu, bizi aradı. Biz koşarak sınıra gittik. Sınıra giderken askerler o taraftan geliyor. Sınıra gittiğimizde anlatılmaz bir ortam vardı.

"CESETLERİ TEŞHİS EDEMEDİK"

Et, kan kokuları, duman... Bir madde de kullanılmıştı. İki grup vardı, benim kardeşim ikinci grubun içindeydi. Cesetleri tek tek teşhis edemedik. Kardeşimin üzerinde 1.5 metre toprak, kaya parçaları vardı. Çıkarttık, gecenin ikisi oldu. Biraz daha erken müdahale edilmiş olsaydı. Aileleri kavga ediyordu, bu bacak benim çocuğumun bu kol benim çocuğumun diye" diye yaşananları anlattı.

Katliamdan sonra köye devlet yetkililerinden kimsenin gelmediğini söyleyen Alma, "Kaymakamdan sonra taziye çadırına 5 km uzakta bir eve Beşir Atalay geldi. Atalay şehit düşenlerin evine gitmedi" dedi. Kaymakamın bilinçli olarak gönderildiğini belirten Alma, "Kaymakamın öldürülmesini bile istiyorlardı. Çok büyük öfke vardı. Kaymakam illa geleceğim dedi. Günler sonrasında Vali geldi. Tazminat ödeyeceklerini söyledi. 'Para için bu çocukları 20 yaşına getirmedik' dedi aileler. Şervan Encü'nün annesi, 'Başbakan Tayyip Erdoğan çocuğunun bir parmağını versin bize ona bütün varımızı yoğumuzu veririz' dedi'. Bizim acımızı daha fazla deşmesinler. Sorumluları yargılasınlar" diye konuştu.

"F 16 KOLAY KOLAY KALKMAZ"

Panelin soru-cevap kısmında Ferhat Encü, "3 koldan gelen askerler, Vali'nin emriyle gitmiş. Kimse, haberimiz yok, demesin. F16 kolay kolay kalkmaz. Lütfen, televizyona çıkıp 'Hata' demeyin. Olayı aydınlatmadığınız sürece faili siziniz" dedi.

"Başbakan Erdoğan ilk gün taziyeye gelseydi, bugün her şey farklı olur muydu?" sorusunu Garibe Encü, "Öyle olsaydı, bugün bu kadar öfke duymazdık. Davanın sonuçlanacağını anlardık. Ben, Başbakan'ın samimiyetine inanmıyorum. 'Kürt kardeşlerimizin haklarını vereceğim' diyor. Bizim hakkımız, katledilmek mi?" sözleriyle cevapladı.

'ÇOĞU TELEVİZYON KANALINI LİSTEMİZDEN SİLDİK'

Konuşmanın sonunda "Türk medyası masa başında iş yapmasın. O insanları düşünerek, görerek yapsınlar" diyen Ferhat Encü, "Çoğu televizyon kanalını listemizden sildik" dedi ve Emine Erdoğan'ın Uludere'yi ziyaret ihtimali sorusu üzerine "Emine Hanım'ın oraya gelmesi bir şey değiştirmeyecek. Gelmesin. Uludere'nin failleri bulunsun, o zaman başımız üstüne" dedi.

Tanıkların ardından katliamın ardından Uludere'ye giden aydın, akademisyen ve sanatçılardan; İlkay Akkaya, Ercan Geçmez, Prof. Meryem Koray, Cevat Özkaya ve İman Canpolat izlenimlerini paylaştı.

EmekDunyasi.Net/DİHA

Bağlantılı Haberler