05 Haziran 2013, Çarşamba

Taksim'e kara çalmadan önce bir daha düşünmelisiniz

GÜLSEREN YOLERİ g.yoleri@gmail.com

Taksim'den başlayan halk hareketi hakkında yapılan değişik yorumlar var. Olumlamalar ki aşağıda değineceğim kısaca, çoğuna katılıyorum. Ancak bu hareketin, devletin/ derin devlet güçlerinin/ AKP'nin bir organizasyonu olduğunu, çözüm sürecine zarar vermek için tezgahlandığını, Türk bayrağı taşıyanların faşist olduğu ve onlarla yan yana olmanın demokrasi güçlerine Kürtlere yakışmayacağını bu nedenle bu harekete uzak durmak, dışında kalmak gerektiği anlamına gelen olumsuzlamalar/saldırılar karşısında gerçekten çok şaşkınım. Bu yorumlar sadece sohbet boyutunda olsa çok önemsemeyeceğim ama Gezi parkı eylemleri devletin eylemi mi? Başlıklı köşe yazısında bu yorumları okuyunca bir şeyler demeden geçemedim.

Devletin yada derin güçlerin her şeye hakim olduğunu, onların onayından geçmeden devrim bile yapılamayacağını çok duyduk. PKK dahil sosyalist örgütleri o yada bu devletin  kurdurduğunu, istihbarat örgütlerinin yönlendirdiğini, maşa olarak kullanıldıklarını ve daha neler neler. Bu kanaati kuvvetlendirmek için "k...ndaki donun markasını biliriz" derler hatta. Bu söylemle yapılmak istenen bellidir. Sözü edilen örgütleri yıpratmak, örgütlenmeleri dağıtmak, güven sarsmak, o örgütlerin sahip olduğu ideolojileri zayıflatmak gibi pek çok kirli amaç vardır bu söylemlerde. Halk bu söylemlerle güvensizlik zehrine bulanır, bir araya gelemez hale getirilir. Sonra rahat rahat at koşturur halk düşmanları. Nitekim Tayyip Erdoğan taksim eylemleri için de "dış mihrakların oyunu" tespitini yaptı bile.

Devlet tezgahlı provokasyonlara yabancı olmadığım halde, Taksim eylemleri için bu yakıştırmaları, çok kibar bir söylemle yerinde bulmadım, anlamakta zorlandım. Bir halk hareketi karşısında bu derece pervasız olmayı sadece devlete yakıştırabilirim çünkü.

Ya, ellerinde Türk bayrağı taşıyan herkesi faşist ilan etmek! Bayrak taşıyanlar  ya da "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenlere faşist demek için faşizmin ne olduğundan ve bu ülkenin tarihinden bihaber olmak gerekir.

Ben aksine iddia ediyorum, Taksim gösterilerine katılanların hiç biri faşist değildir. Türk milliyetçisi olabilirler. AKP'nin orduya ve devletin Kemalist yapısına saldırısına, dini dayatmalara tepki duyuyorlar, bu yüzden Kemalist ideoloji savunuculuğu yapıyorlar diyebilirim.  Ve hatta bu bilinçle iktidar olurlarsa sosyalistlere ve Kürtlere eziyet edildiğinde devletçi kesilip seslerini çıkarmayabilirler derseniz size çok itiraz etmem. Ama bu onları şu anda faşist yapmaz.

Aksine inanacaksak  "Faşizme karşı omuz omuza" diye hep bir ağızdan slogan atacak kadar iyi oyuncu olduklarına da inanmak gerekir.

Bir de şu soru var tabi ki, bu kişiler faşist olsalardı çözüm sürecinde sokaklarda milyonlarca Kürt düşmanı, cani olmaz mıydı? Böylece Akil insanlar grubunun çalışmaları sırasında kırk- elli kadrolu faşist elemana da hacet kalmazdı ya.

Bu hareket içinde yer alan Türk milliyetçileri baskıya karşı direnmeyi ve direnmenin yolunu yordamını neredeyse kendi kendine öğrendi. Şimdiye kadar devlet ideolojisi ile gözleri bağlanan bu kesimi kazanmak, demokrasi ve özgürlük değerlerine dair bilinç taşımak, milliyetçi değerlerden insanlık değerlerine yükselmelerini sağlamak için bir şeyler yapmak kimin görevi? Bunu da devletten mi bekleyeceğiz?

Sırf bu nedenle bile olsa  bu kesimle bir arada olmanın koşulları zorlanmalı elbet. "Kürtler yada sosyalistler de bizim gibi kuyruksuzmuş" dedirtmek için bile olsa bu yapılmalı, değmez mi?

"Efendim, her konuda anlaşamıyoruz!" mu dediniz? Anlaşmanız gerekmiyor zaten. Ortaklaştığınız çok önemli şeyler yok mu? AKP diktatörlüğüne karşı değil misiniz? Faşizme karşı değil misiniz? Birleşik halk mücadelesine inanmıyor musunuz?

Ne derseniz deyin nasıl yorumlarsanız yorumlayın gerçekleri saklayamazsınız. Gerçek;  Taksim Gezi Parkından başlayan ve yayılarak devam eden hareket, 12 Eylül cuntasından bu güne toplum üzerine serili ölü toprağının parçalanması, toplumun yeniden dirilişiydi. Çok heyecan vericiydi, cumartesi akşamüzeri polis barikatını aşarak Gezi parkına ulaşan gençlerden birinin dediği gibiydi pek çok insanın duygusu "abi vallahi ağlayacağım şimdi". Yanındakine güvenmeyi öğrenen, mücadele gücünü keşfeden, bedel ödeme cesareti gösteren ve  kazanan savaşçının duyduğu kıvanç.

Hareket demokrasi güçleri diyebileceğimiz güçlerce başlatılmıştı elbet. Çünkü toplumun dinamik unsurları onlardı. Ama o güne kadar hiç sokağa çıkmayanları bile direnişe çeken bir seyir izliyordu.

Sahiden bir halk hareketiydi söz konusu olan. Türkler, Kürtler, Lazlar, futbol taraftarları, insan hakları savunucuları, siyasi partiler, siyasi ve demokratik örgütler, öğretmenler, doktorlar, ev kadınları, öğrenciler herkesi omuz omuza getirmişti bu direniş.

Elinde Türk bayrakları olanlarla, sol siyasi örgüt ya da alevi örgütleri flamaları olanlar aynı sloganlarda birleşebiliyorlardı. "faşizme karşı omuz omuza", "hükümet istifa", "Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana"...

Kitlenin ayrıldığı sloganlar da vardı elbet özellikle futbol taraftarlarının attıkları ve içinde "o.ç." geçen cinsiyetçi sloganlar mesela.

BDP'yi hedef alan bazı provokasyon girişimlerinin olduğu ancak daha başlangıçta kitle tarafından engellendiğini biliyorum, ama ben Atatürk posterli ya da bayraklı grupların "Mustafa kemalin askerleriyiz" sloganına tepki gösterenini görmedim. "yaşasın halkların kardeşliği" sloganını engelleyenine de, ideolojik olarak farklı oldukları halde birbirlerine düşmanca bakanına da rastlamadım.

Herkes istiklal marşı okumuyordu ama "dağ başını duman almış" marşı neredeyse hep bir ağızdan coşkuyla söylemekte de tereddüt etmiyordu.

Alanlarda dayanışma üst seviyedeydi her an. Maske, limon, ilaçlı solüsyon, mendil, su, yiyecek, sağlık yardımı...neredeyse her konuda dayanışma vardı. Kimse kimseyi tanımıyordu, siyasi düşüncesini bilmiyordu ama orada aynı amaçla bir arada olmanın, o ruh halinin gereğini yapıyordu.

Siyasi bilinci zayıf olmasına rağmen, yıllardır öğrenilemeyen pek çok şeyi iki günde öğrenivermişti kitle. Polisin azgın saldırıları karşısında direnmeyi, gaz ve tazyikli su saldırıları sırasında kimseye zarar vermeden geri çekilmeyi, saldırgan duygularını kontrol altında tutmayı, iktidarın eline eylemi zora sokacak kozlar vermemeyi, düşeni kaldırmayı, omuz omuza yürüdüğünü yoldaş görmeyi, farklı olana tahammül etmeyi ve daha pek çok şeyi bilen, bu hali ile gayet bilinçli ve disiplinliydi pek çok yerde. BDP'yi hedef alan provokatif girişimleri  önlemeyi becermişti daha başında. Döktüğü çöpü toplayarak, kırılan çiçekleri yeniden ekerek hem kendisi öğreniyordu hem bize bir şeyler öğretiyordu ayrıca.

Evet, mesele ağaç meselesini aşmıştı çoktan. AKP karşıtlığı üzerinden birleşmişti. AKP diktatörlüğüne bir itirazdı olanlar. Kürtlerin talepleri anılmıyordu ama toplumu kendi içine hapseden, geleceğine sahip çıkmaktan alıkoyan korku dağları devriliyordu. Polisin meydandan çekilmek zorunda kaldığı gün Atatürk anıtının üzerinde Sol örgütlerin flamaları da, Türk bayrağı da, BDP'nin flaması da, Halk Cephesi'nin pankartı da vardı. Kimse hiç birini yerinden oynatmadı. Demokrasi de barış da orada o meydanda vücut bulmuştu aslında.

Polisin azgın saldırıları ise isyanı güçlendirmekten ve yaygınlaştırmaktan başka bir işe yaramadı.

Şimdi aynı ruhla başka başka yerlerde büyümeye devam ediyor direniş. Her yer taksim her yer direniş sloganı sahiden yaşıyor.

Hareketin ideolojik yapısına yapılan itirazlara cevaben birkaç soru sorabiliriz. Örneğin; Siyaset yapmak kitleleri dönüştürmek değil midir?  Kitlenin haklı taleplerini sahiplenip birlikte değiştirerek dönüştürerek hareketi yükseltmek varken, kenarda durup destekliyoruz demekle yada yermekle nereye varmayı hedefliyorsunuz?

Olumlu bir yaklaşımla en baba soru ise şu: Buraya kadar devlet karşısında halk kazandı, peki ya sonra ne olacak? Bunu şimdiden cevaplayacak bir müneccim varsa hiç durmasın.

Ancak söylemek zorundayım ki;  Güzel olsa da çaba harcamadan sırf hayal kurarak, bu hareketi demokrasi ve Kürt hareketi ile buluşturamayız. Ancak, bu hareketin sürece zarar verdiğini yada  AKP giderse çözüm yolunun tıkanacağını söylemek ve bu nedenle AKP karşıtı bu hareketi zararlı ilan etmek, en hafifletilmiş söylemle katılanları, art niyetli ve ne yaptığını bilmez saflar yerine koymak da barışa vesile olmaz. Özgürlük mücadelesinde destanlaşan Kürtleri,halktan ayrıştırıp AKP'yi iktidarda tutmak gibi bir konumda bırakmaksa, aşağılamanın en alası olur.