22 Eylül 2010, Çarşamba

Halkların eşitliği ve özgürlüğü temelli bir barışı da, anadilde eğitim hakkını da istiyoruz

GÜLSEREN YOLERİ g.yoleri@gmail.com

90'ların sonlarındaydık. Aylık periyotla dernek bülteni çıkarıyorduk. Görev aldığım süre içinde çıkardığımız her sayıda kısa bir sunuş yazısı hazırlardım. Her ay önceki sayıda ne yazmışım diye bakardım. Neredeyse tümünde "Bu ay ne yazık ki yine olağan üstü acı ve endişe verici olaylar yaşadık..." benzeri sözlerle başlayan sunuşlardı bunlar. Her ay, değişik bir başlangıç yapamaz mıyım diye kafa patlatır, sonra gerçeklere teslim olup aynı doğrultuda bir giriş yapardım çaresiz. Acı ve endişe verici bunca olayı atlamak olmazdı ama ben ne yapıp edip umut içeren birkaç söz ekler, "ama çaresiz değiliz, kötülüklerin üstesinden gelebiliriz, insanca bir hayatı yaratabiliriz" demek isterdim.

O vakitler, çatışma ve savaş ortamının hızlı olduğu, devletin şiddet ve baskısını azgınlaştırdığı zamanlardı. Kürtler, sosyalistler, her türden muhalifler sokak ortalarında infaz ediliyor, kaçırılıyor, işkencede katlediliyor, gözaltında kaybediliyordu. Kürtlerin her türlü hak istemi vatan hainliği olarak değerlendiriliyordu. Özellikle bölgede devlet deyince asker, özel tim, çatışma, ölüm, taciz tecavüzden başka bir şey akla gelmiyordu. Baskının, zulmün bini bir paraydı.

Türkiye'nin insan hakları fotoğrafından konuşulurken, 1980'lerde, 90'larda, insanların yaşam hakkını savunmaktan diğer temel haklara, eğitim hakkı, sağlık hakkı,barınma hakkı, çevre hakkı v.b. haklara sıra gelmezdi diye anlatılır. Ne yazık ki, sonrasında da hep birincil ihlal alanı oldu yaşam hakkı.

Yaratılan bu cendere rastlantıdan ibaret değil kanaatindeyim. Devlet, siyasi iktidarlar istiyorlar ki; can kaygısına, korkusuna düşelim ve başka hiçbir şey düşünemeyelim. Alınterimizden çaldıklarını savaşa, silaha yatırdıklarını, binlerce insanlık suçuna imza atan MİT, JİTEM, Kontrgerilla, Özel Harp Dairesi'ni bu paralarla beslediklerini görmezden gelelim. Paraları buralara yatırıp, eğitim, sağlık, çalışma, ulaşım, barınma gibi temel gereksinimlerimizi görmezden gelmelerine seyirci kalalım. İşsizliğimizi, açlığımızı, yoksulluğumuzu kader sayalım. İnsan olmanın nefes almayı, yaşamayı tamamlayan etkinliği diye niteleyebileceğimiz düşünce özgürlüğümüz yasaklanırken, anadilimiz yasaklanırken, demokratik meşru ve yasal tepkilerimiz engellenirken, yaşadığımıza şükredip susalım.

Yine istiyorlar ki; Kürt sorunu başta olmak üzere resmi ideolojiyi ve statükoyu zora sokan konularda inkâr ve imha politikalarına, azgınlaşan devlet şiddetine ses çıkarmayalım. İnsan hakları ve demokrasi adına çözümü gereken en önemli konu olan Kürt sorununda, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin haklarını yok sayalım. Kürtler bu gün için barış içinde bir arada yaşamayı tercih ediyor olduklarından, barış içinde bir arada yaşamanın koşullarının yaratılmasını da, toplumumuzda var olan tüm farklı kimliklerin hak ve özgürlüklerinin anayasal güvenceye kavuşturulmasını da istemeyelim.

Devletin toplumu can derdine düşürme hesabı, uzun zaman birçok hak ve özgürlük için mücadeleyi ikincil planda bıraktı dersek hem yanlış olmaz, hem de özelde insan hakları mücadelesi ve genelde toplumsal mücadelede dayatılan gündemi aşamamak adına bir özeleştiri olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan, 'Vatan, Millet, Sakarya' edebiyatına teslim alınarak saldırganlaştırılanların dahi, şehitlik, gazilik şişirmelerinin altında yatan ölüm korkusunun esiri durumuna getirildikleri gerçeği de, devletin bu politikasının başka bir görünümüdür denebilir.

Bu gün yine temel konumuz yaşam hakkımızın korunması. Çatışma ortamının son bulması, operasyonların durdurulması her şeyden önce bunun için şart.

Ancak bu gün ve yine, başta Kürtler olmak üzere, sosyalistler, toplumun sağduyusu, aklı, vicdanı, içinde insan sevgisi olanları olarak bu gündeme sıkışmayı kabul etmiyor. O tarihlerde yaşanılan sorunların devam ettiğini görmek iç açıcı değil. Ama sorun alanlarının resmi ve sivil alanda tartışılıyor olması, öyle ya da böyle sorunlara çözüm arayışının varlığı,  eksikliklerine ve zorluklarına rağmen devam eden mücadele, çözüme bir adım daha yaklaştığımızı gösterdiğinden bir o kadar umut verici.

Evet. Haklarımız ve özgürlüklerimiz tehdit altında ve ancak doğru, güçlü ve kararlı bir mücadele ile kazanırız,  biz bunu biliyoruz... Ancak süreç toplumun bazı kesimleri ve özellikle Kürtler için "Kaybedecek bir şeyimiz kalmadı" noktasında. Bu nokta,  insanca yaşama hakkımızı da, kimliğimizi de, bizi var eden değerlerimizi de, anadilde eğitim hakkımızı da, özgürlük ve barış taleplerimizi de ölümüne savunuruz noktası. Devlet büyüklerimiz de bunu böyle bile.

Bağlantılı Haberler