22 Eylül 2010, Çarşamba

Dünya kimindir?

BÜLENT ÖZÇELİK bulentozcelik@emekdunyasi.net

İsveç'te geçtiğimiz hafta sonu yapılan seçimler sonucunda, göçmen karşıtı, ırkçı bir kampanya yürüten İsveç Demokratları Partisi parlamentoya girdi. Ülke tarihinde ilk defa aşırı sağcı bir partinin parlamentoya girdiği vurgusunu okuduk bütün haberlerde.

Aslında son yıllarda Avrupa ülkelerinde yapılan seçimlerle ilgili haberlerde benzer bir vurgu dikkat çekiyor.

Seçimlerden aşırı sağın, ırkçıların karlı çıktığı yazılıyor çoğu zaman. Ya daha önce esamesi okunmayan ırkçılar, önemli bir başarı elde ediyorlar, ya da artık önemli bir siyasi aktör olarak sahnedeki yerlerini alıyorlar. Hollanda seçimlerinde aşırı sağcı lider Geert Wilders parlamentoda 22 sandalye kazanıyor ya da Macaristan'da bir diğer aşırı sağcı lider Jobbik son seçimlerde tarihi bir başarıya imza atıyor vs...

İsveç'te yapılan seçimlerde oyların yüzde 5,7'sini alarak parlamentoda 20 sandalye kazanan partinin sloganı "İsveç İsveçlilerindir" idi. Slogan ne kadar tanıdık değil mi ?

Bir ara not olarak; Hürriyet gazetesi haberi verirken, bütün diğer yayınların aksine bu sloganı vermekten kaçındı. İsveç siyasetinin seçimle sarsıldığı başlığıyla verdi haberi. Ee ne de olsa bu sloganın daha ırkçısını yıllardır kendisi kullanıyordu.

Haberlerde dikkat çeken bir diğer konu da ırkçılığın yükselişinin sürekli işsizlik ve ekonomik sorunlara bağlanması. Irkçı partilerin genellikle işsiz genç nüfusun desteğini aldığı görülüyor. Bu ırkçı partilerin yöneticileri de genelde genç yaşlarda oluyorlar.

Avrupa ülkelerinde ekonomideki kötüye gidişten göçmenlerin sorumlu tutulduğu ve bunun da aşırı sağcıların güçlenmesine neden olduğu belirtiliyor sürekli.

Öyle bir dil oluşturuluyor ki göçmen kıtası olan Avrupa'da, kapitalizmin "refah" döneminin bitişiyle birlikte yaşanan sorunların kaynağı sanki göçmenlermiş gibi sunuluyor.

Sovyetlerin yıkılışından sonra, zaten zincirlerinden boşalan kapitalizm, elde kalan sosyal devlete dair son kırıntıları da yok edince işsizlik ve yoksulluk daha fazla hissedilmeye başlandı.

Göçmenlere yönelik algının yanlış olduğunu, birçok Avrupa ülkesinin önümüzdeki on yıllara yönelik olarak açıkladığı göçmen işgücü ihtiyacı rakamlarından da çıkarabiliriz.

Son yıllarda ortaya çıkan neo-faşist örgütlenmeler bir yana, pek çok ülkedeki muhafazakar, liberal bazen sosyal demokrat partiler, gerçek bir entegrasyon konusundaki kararsızlıklarıyla yanlarında besliyorlar ırkçı eğilimleri.

Genç işsizlerin ırkçı, göçmen düşmanı eğilimler geliştirmesinden göçmenleri sorumlu tutmaya çalışan kapitalizm, böylelikle kendisini temize çekmeye çalışıyor.

Oysa kapitalizmin kendisi ırkçılığı sürekli canlı tutuyor. İstediği zaman pişirip piyasaya sürüyor. Çünkü onun doğasında insanların farklı seviyelerde oldukları; bazılarının çalışıp bazılarının yiyeceği iddiası var. Böylece 'ulusları' kullanarak tüm dünyayı sahiplenmeye çalışıyor kapitalizm.

Oysa bütün bu ırkçı sahiplenmelere inat, dünya, onun çarklarını her gün yeniden döndürenlerindir!