AYHAN BİLGEN YAZDI:
Düşünen koyunlar ve insani musibetler
Bayram vesilesi ile yapılan kurban tartışmaları, dine de sosyal hayata da yaklaşımımızın ciddiyetini ortaya koyuyor. Önem ve öncelik sıralaması karışan düşünce dünyalarında her konu bağlamından kopuk ele alınıyor. Kurban'ın ve bayramın toplumsal işlevini gündemleştirmek yerine, konunun en teknik ayrıntılarını magazinleştirerek ele almak aslında bir iç boşaltma operasyonudur.
Kurban alırken, "düşünen koyunlardan uzak durun" çağrısı bu polemik düzeyini yansıtması açısından ilginç bir örnektir. Bu uyarının dini referanslar üzerinden mi, yoksa veterinerlik hizmeti boyutu ile mi yapıldığı konusunu bir tarafa bırakalım.
En hayati konulara yaklaşım biçimimiz bu örnekten farksızdır. "Silahlı mücadelenin devrinin bitmesi" üzerinden yürütülen popüler medya çabaları Türkiye siyasetinin ipuçlarını da ele vermektedir. Kürt siyasetinde, bırakın temel konularda farklı eğilimleri, farklı söylemleri bile dört ele sarılacak fırsatlar olarak gören yaklaşım, bir anda harekete geçmektedir. Sanki silahlı mücadelenin bitmesi için koşullar hazırlanmış, siyasal mücadelenin önündeki engeller kaldırılmış da iş son noktayı koymaya kalmış gibi tartışma yapmak bazıları için müthiş bir heyecan vermektedir.
Bu heyecanı stratejik bir hamleye çevirip, diyalog zemininde taktik mevziler kazanırken, bir yandan da Kürt tarafının elini zayıflatacak kırılmalar doğmasını tetiklemek, fena bir şark kurnazlığı sayılmaz. Bu girişimlerin ne kadar işe yarayıp yaramayacağı konusu çok da önemli değildir. Sıfır maliyetle yürütülen kampanyalarda alınan her mesafe, "surda açılan gedik" misali görülmektedir.
Ya tutarsa, kabilinden ciddi umutlar bağlanan birçok benzer girişimin kısa bir süre sonra boşa çıkmış olması bile bu tür projelerden vazgeçilmesine yetmemektedir. Çabuk unutmaya alıştırılan Türkiye toplumunun önümüzdeki günlerde benzer senaryolarla karşılaşma ihtimali gittikçe yükselmektedir. Çözümü tasfiye olarak algılamakta inat eden, böylece hem toplumu umutlandıran hem de zaman kazanacağını sanan Türkiye siyasetçileri, yeni denemeler için düğmeye basmaktan geri durmayacaktır.
Kürt hareketini anlama konusunda isteksizliğini devam ettirenler, tanımlama konusunda gayet cesur hareket etmektedir. Bu cesaretin bir felakete dönüşme riskinden emin olmanın, çözümü kolaylaştırıcı rol oynamadığı açıktır. Ne yazık ki nasıl Avrupa Birliği adaylık sürecinin kesinleşmesi ile birlikte demokratikleşme süreci yavaşlamışsa, çatışma ihtimalinin ortadan kalkması da Kürt sorununun çözümünü tümüyle zamana yayan bir süreç ortaya çıkacaktır.
Bu durumu avantaja dönüştürebilecek bir siyasal aklın söz konusu olmadığı ortamlarda, silahlı mücadelenin bitmesini temenni etmek ile gerçekçi tespitlerden kopmak arasında bir yol ayrımındayız. Siyasal aktörlerin demokratikleşme sürecini yönetmekten bile alıkonulmak istendiği bir ortamda, silahlı çatışma dönemini bitirecek hamlelerin riskini üstlenmek inandırıcı gözükmemektedir. Bu çapta bir siyasal iradenin doğmasını inşa edebilmek için, tasfiyeye yönelik ayak oyunlarının tehlikesini bertaraf edebilecek araçlara sahip olmak gerekir.
Kurbanlık koyunlar, televizyonların kendileri ile ilgili tartışma programlarının dilinden anlayabilselerdi, düşünceli gözükerek tehlikeyi(!) atlatmanın bir yolunu ararlardı. Ne yazık ki Kürt sorunu ile ilgili kimi yaklaşımlar ve kaba propaganda dili, insanların kendi elleri ile hazırladıkları musibeti bile göremeyeceğimiz varsayımı üzerine dayanıyor.