İNŞAATTAN DÜŞEN ÜNİVERSİTELİ GENÇ:
"Nine iki gündür açım!"
Vatan gazetesinden Mine Şenocaklı 30 lira yevmiye ile çalıştığı inşaattan düşerek ölen üniversiteli Ömer'in cenazesine giderek yaşanan acının altındaki gerçekleri yazdı.
Şenocaklı yazısında şöyle diyor:
"Ömer'in ağlamaktan göz pınarlarında yaş kalmamış 83 yaşındaki Cevriye Ninesi bir telefon konuşmasını aktarıyor bana: 'Biz onu ne yoklukla büyüttük kızım. Okuyup kurtulsun, aç kalmasın diye... Anası tarlaya giderdi, arkasından ağlardı Ömerim. Verecek bir şey olmazdı bazen, kuru mememi verirdim sussun diye... Üniversiteye başladı... Bir gün telefonla aradım. Nasılsın Ömerim dedim. İki gündür açım, param yok nine' dedi... Yoklukla büyüttük, yoklukla öldü...'
Üç ayda 250 lira yaşlılık parası alıyormuş Cevriye Nine... Hani elinden gelse hepsini verecek torununa ama... Herkes onun eline bakıyor Daldalık'taki iki göz odada... Yurtta kalıyordu Ömer. Geçen yıldan borcu vardı. 'Borcumu ödeyemezsem bu yıl okuyamam. Bin lira yurda veririm, geri kalanı da bana yeter' demişti. Benim yavrum aç kaldı okullarda. Off of, çok zor!"
Bu kez Ömer'in teyzesi alıyor sözü, "Babasının biraz borcu vardı" diyor. "Neden?" diye soruyorum... 'Böyle de soru olur mu?' der gibi bakıyor yüzüme: "Alıyor yazdırıyor, alıyor yazdırıyor... Çoluk çocuk ne yiyecek? Borç büyüdükçe büyüyor... Gün bulduğunu gün yiyorlar!.."
Hava dağılsın diye ortadan soruyorum. Nasıl bir gençti? Kadınlar tek tek anlatıyorlar:
"Sessiz, iyi biriydi..."
"Uzun boylu, hoş, esmer, siyah saçlıydı..."
"Ama çok da canlı değil idi..."
"İnce bir çocuktu. 21 yaşındaki bir çocuk nasıl olurdu canım!.."
"Öyle yaşıtları gibi alıngan değil idi, ama çok utangaç, çekingen idi..."
"Hayalleri olan biri idi... Edebiyat öğretmeni olacağım, memleketime geleceğim der idi..."
Hayaller deyince herkes susuyor yine... Kim bilir, kimin aklına hangi hali geliyor Ömer'in... Benim gözlerimin önünde kızkardeşi Leyla'nın yastığın altında sakladığı tek kare vesikalık fotoğrafı... Gözleri kara kara, hüzünlü bakıyor. Sanki sonunu biliyormuş gibi...
Cevriye Nine gözü yaşlı devam ediyor: "Anası tarlaya giderdi, ağlardı. Verecek bir şey olmazdı bazen, kuru mememi verirdim sussun diye... Onu o kadar severdim. Biz onu ne yoklukla büyüttük, üniversitelere yolladık, kurtulsun diye... Yoklukla büyüttük, ama yoklukla öldü... Yoksulluk ateşten bir gömlektir kızım. Çok zordur, yaşamayan bilmez. Bilmez..."
Mine Şenocaklı Ağrı'nın Tutak İlçesi'ne bağlı Daldalık Köyünde Ömerin ailesyle yaptığı bu görüşmeleri çok çarpıcı şekilde şöyle bitiriyor. "Sesi gittikçe kısılıyor... Onun sesi kısıldıkça benim içimdeki acı büyüyor."
(gazetevatan.com)