07 Ekim 2010, Perşembe

Üniversitelere 'özgürlük' polisle geliyor!

YÖK'ün Özgür ve Güvenli Üniversite Genelgesi ile üniversite yönetimlerinden sivil polisler için yer talep etmesi ve istenen diğer önlemler üniversite bileşenleri tarafından 'baskı' olarak yorumlandı.

Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK) Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın üniversitelere gönderdiği yazı ile üniversitelerin uygun gördükleri alanlarda kampusta görev yapacak sivil polis için yer tahsis etmelerini istedi. Üniversitelere türbanla girilmesine dair adımlar atan YÖK, sivil polislerin de üniversitede daha açık hâlde bulunmalarını, yayınladığı Özgür Üniversite Genelgesi ile üniversite yönetimlerinden talep etti.

YÖK, bu kararı Emniyet Genel Müdürlüğü aracılığıyla 81 il valiliğine gönderdi.

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan imzasını taşıyan ve kampüslerde güvenlik güçleri ile sivil polislerin görev yapmasını kolaylaştıracak taleplerin yer aldığı yazıda, kamera ve parmak izi önlemlerinin de artırılması istendi.

ÖZGÜR DÜŞÜNCE İÇİNMİŞ(!)

24 Ağustos'ta gönderilen yazıda, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin hareket alanlarının daraltılmasının eğitim ve öğretim faaliyetlerinin kusursuz yürütülebilmesi için en önemli unsurlardan olduğu belirtilerek, "Şiddet içeren fikir ve eylemler, özgür düşünceyi de baskı altına alacağından, güvenli olmayan üniversitede özgür düşüncenin çıkması da olanaksızdır" denildi.

Şimdiye kadar sivil polislerin üniversitelere giriş çıkışları ve kampus içinde odalarının bulunması YÖK'ün 'özgürlük' genelgesi ile resmileşiyor.

ÖĞRENCİLER: ÜNİVERSİTELER 'ÖZGÜR KARAKOLLAR' OLACAK

Darbe kurumu olan YÖK'ün 30 yıldır üniversitelere karakola çevirme gibi bir düşüncesinin olduğunu belirten öğrenciler, ''İşkence artık üniversitelerin içine taşındı, özgür karakollar hepimize hayırlı olsun" diyor.

YÖK'ün aldığı kararı değerlendiren öğrenci örgütleri, 12 Eylül darbesinin kurumu olan YÖK'ün tam kendine yakışır bir karar aldığını belirtirken, zaten yıllardır fiili olarak karakola dönüştürülen üniversitelerdeki polisleri kurumsal hale getirildiğini savunuyor. Öğrenci Kolektifleri'nden Eren Can, güvenlik önlemlerinin her yıl katlanarak arttığını belirterek, AKP'nin sahte özgürlük söyleminin son olarak karakol üniversiteye kadar vardığını kaydetti. Can, "Aslında yapmak istedikleri okulları güvenliğini sağlamak değil, öğrenciler üzerinde bir denetim mekanizması oluşturmak. Bunun bir AKP'nin denetim ve kontrol mekanizması olarak ta görebiliriz" dedi. Toplumsal muhalefeti susturmak için her yolu deneyen AKP'nin üniversiteleri ise kolluk güçleri ile sindirmeye çalıştığını kaydeden Can, "Sözde darbe karşıtı AKP'nin darbenin ürünü YÖK aracılığı ile uygulamaya koyduğu yeni icraatlar ortada. Solcu, muhalif ve Kürt öğrencileri sindirmek için üniversiteleri karakola çeviriyorlar" dedi.

AMAÇ GÜVENLİK DEĞİL TEHDİT

Gençlik Kültür Merkezi çalışanı Bayram Alçı ise, "Amaç güvenlik değil tehdit" diyerek yaşanan duruma ilişkin görüşlerini dile getirirken, özellikle Kürt öğrencilerin dinamik muhalefetinin bu yolla kırılmaya çalışıldığını söyledi. Alçı, "Bu üniversitelerin ne kadar özgür olduğunu gösteriyor. Darbe kurumu olan YÖK'ün AKP eliyle darbe dönemlerini aratmayan uygulamalarının hedefinde Kürt ve muhalif öğrenciler var. Bu aslında yıllardır var olanın resmileştirilmiş hali. Üniversitelere zaten fiili olarak karakol kurulmuş durumda" dedi.

'OKUL, POLİS, FAŞİST EL ELE'

Gençlik Federasyonu temsilcisi Şafak Yayla, yıllardır öğrenciler olarak zaten bildikleri bir şeyin resmi olarak yazıya dökülmesi olarak niteledi. Yayla, "Okullarda zaten daha önce de sivil polisler vardı. YÖK, idare ve sivil polisler birlikte hareket ediyorlardı. Sivil polisler öğrencilere soruşturma açılması konusunda ya da açılan soruşturmaların sonucu konusunda karar verme hakkına sahiptiler. Şimdi bu yalnızca daha açık yapılacak. Eskiden siviller okula izinle girerken artık izne gerek duymadan rahat rahat girebilecekler. Sivillerin ve idarenin aralarındaki işbirliği artık açıktan yapılacak. Polis odalarında öğrencileri fişleme çalışmaları yapılıyor, öğrenciler hakkında dosya tutuluyor, artık bunlarda açıkça yapılabilecek. İçeri girişlerde kart gösterme, kimlik gösterme ve parmak izi şeklinde uygulamaları var. Siviller keyfi hareket edebiliyorlar. Örneğin bir kavga çıktığında siviller müdahale ettiğinde sağ görüşlü öğrenciler rahatlıkla sol görüşlü öğrencileri polislerin önünde dövebiliyorlar, biber gazlarını alıp bizlere atabiliyorlar ya da polislerin coplarıyla bize vurabiliyorlar. Polisler onlara bu hakkı veriyor ve bir şey olduğu zamanda her şey sol görüşlü öğrencilerin üzerine yıkılıyor" diye konuştu.

GENÇ-SEN: İŞKENCE KAMPUSA TAŞINIYOR'

DİSK'e bağlı Genç-Sen temsilcisi Aylin Mert de, 30 yıldır darbenin üniversitelerde uyguladığı karakol projesinin varlığına dikkat çekti. Mert, "Polislerin gelmesi ile öğrencilerin güvenli olacakları ve üniversitelerin özgür olacağı söyleniyor. Ama üniversiteler ancak öğrencilerin verdiği mücadele sonucu özgürleşecek, bu aslında öğrenciler düşencilerinden dolayı korkutmak ve denetim altına almak amacıyla yapılan bir sistem, nasıl ki devlet ezilenleri, emekçileri sindirerek kontrol altına almaya çalışıyorsa bu şekilde öğrencileri de kontrol altına almak istiyorlar, bu aslında devletin zihniyetinin üniversitelere yansıması olarak değerlendirebiliriz. Bu şekilde üniversitelere karakol kuracaklar daha önce dışarıda sorgulanan öğrenciler artık üniversitelerin içinde sorgulanacak, belki işkence bile görecekler" diye kaydetti.

YTÜ Rektörü Prof. Dr. Ayhan Alkış:

'KURUMSAL VE BASKICI'

NTV'de yayınlanan 'Mirgün Cabas'la Her Şey' televizyon programında konuşan, Yıldız Teknik Üniversitesi Üniversitesi rektörü Prof.Dr. Ayhan Alkış, YÖK'ün kararını değerlendirdi.

Daha önce de YÖK'ten benzer yazılar geldiğini belirten Alkış, "Ancak bu yeni bir içerik taşıyor. YÖK zaman zaman öğretim yılının açılışından önce ya da sonra, güvenlikle ilgili tedbirlerin alınması için yazı yollardı. Burada ise kapsamlı bir uygulama var ve yeni" dedi.

"Üniversitenin güvenliği kamuoyunda tartışılmamalı" diyen Alkış, "Üniversiteler gerçekten güvenlik açısından bu denli tehdit altındaysa, buradan gençler ve öğretim üyeleri adına kaygı verici sonuçlar çıkarmak mümkün.

Geçmişte üniversitelerin çok yabancı olmadığı, zaman zaman rektörlerin insiyatif kullanarak başvurdukları tedbirler var. Burada ise, kurumsallaşan ve baskıcı izlenim veren bir yapı ortaya çıkıyor" şeklinde konuştu.

Açılışlar öncesi her kentte valiliğin başkanlığında üniversitelerle ilgili güvenlik toplantıları yapıldığını söyleyen Alkış, "Şimdi iki defa yapılacak deniyor; kurumsallaştırılıyor.

YÖK'ün çıkış amacı makuldü ve 'üniversite özgürdür ve eğitim bilim için önce güvenlik sağlanmalı' düşüncesi vardı. Bu yerinde bir düşünce ama bu masum ve haklı görülen şeyden sonra parmak izine, öğrencilerin ailelerine haber vermeye kadar giden istihbarat faaliyetlerinin yaygınlaştırılması...

Bu durum üniversitenin öğrencileriyle muhtemelen öğretim üyeleri ve çalışanlarıyla kurumsal bir denetim ve gözetim altına alınmak istendiğini ve bunun için bir yapı oluşturulduğunu gösteriyor" ifadelerini kullandı.

'EN SON ÜNİVERSİTELER DENETLENMELİ'

Bugüne kadar üniversitelerde yaşanan sorunlarda güvenlik güçlerine ihtiyaç duyulduğu ancak sivil polislerin hiçbir zaman olmadığını söyleyen Alkış, "Sorun varsa rektörlerin başvurusuyla güvenlik girerdi ama şimdi kurumsallaşıyor.

Üniversite yöneticileri öğretim yılı başında kolluk kuvveti ve sivil polis ihtiyaçlarını belirtecekler, yer tahsis edecekler. Dolayısıyla kalıcı, kurumsal bir denetim ve gözetim yapısıyla karşı karşıyayız ki en son denetlenecek yerler üniversiteler olmalı" diye konuştu.

Yazıda yer alan kararlar şöyle oldu:

  • Güvenlik koordinatörleri ile ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşları yetkilileri arasında bir yarıyılda en az iki defa toplantı yapılması.
  • Olaylara süratle müdahale edilmesi amacıyla öğretim yılını kapsayacak şekilde, ihtiyaç halinde başvurmak üzere kolluk kuvveti talebi ve sivil emniyet personeli görevlendirme yazılarının eğitim-öğretim yılının başlangıcında rektörlüklerce valiliklerden talep edilmesi, ayrıca üniversitelerimizin imkânları ölçüsünde ve uygun gördükleri alanlarda kampüste görev yapacak sivil kolluk güçleri ile ilgili yer tahsis etmeleri.
  • Yerleşke güvenliğine yönelik olarak giriş-çıkış noktalarının kontrolü, aydınlatma sistemlerinin geliştirilmesi, kamera sisteminin yaygınlaştırılması, fiziki ve parmak izi gibi elektronik tedbirlerin alınması.
  • Stant, bilgilendirme masaları vb. faaliyetlerin rektörlüklerce kurulan değerlendirme komisyonuna önceden bildirmek ve komisyonun uygun görmesi şartıyla gerçekleştirilmesi, ayrıca öğretim başlamadan önce her kurumun ayrı ayrı stant açması yerine ortak stant açılması.
  • Öğrencilerin kayıt olma işlemlerine yardımcı olma kisvesiyle öğrencilerle temasa geçen ideolojik grupları, kampüs alanları dışında ve çevrelerinde oluşturulan stantlara müsaade edilmeyerek, gerektiğinde güvenlik kuvvetlerinden yardım talep edilmesi.
  • Birimlerde ve yurtlarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik servislerinin etkin hale getirilmesi.
  • Öğrencilerden, aynı suçu işleyenlere farklı ceza verilmemesi.
  • Yerleşkede suç olan faaliyetlerde bulunulması halinde, idari soruşturmanın adli soruşturma sonucu beklenmeksizin yapılması.
  • Üniversite birimlerinin yoğun giriş-çıkış saatlerinde yeteri kadar ekip marifetiyle gerekli trafik ve güvenlik tedbirlerinin alınmasının kolluk kuvvetlerinden talep edilmesi.
  • Özel güvenlik görevlilerine eğitim verilmesi.
  • Olaylara üniversite birim yöneticisi ve özel güvenliğin müdahalede bulunması, olayların önlenememesi durumunda gerektiğinde kolluk kuvvetlerinin devreye girmesi.
  • Adli ve idari işlem yapılan öğrenciler ile yasadışı faaliyetlerde bulunan öğrencilerin durumlarının ailelerine bildirilmesi.
  • Üniversite öğrencilerinin yasal bir tebligat adresinin tespit edilmesi.

EmekDunyasi.Net