09 Mart 2009, Pazartesi

Tez Koop-İş'li kadınlar: Ekmeğe aç, şiddete tokuz

Tez-Koop-İş Sendikası  Ankara 2 nolu Şube üyesi kadınlar, yaptıkları 8 Mart etkinliğinde, kadınların sendikal örgütlenme mücadelelerine destek verdi. “Kapitalizmin tarihi biz kadınların ödediği bedellerle dolu” diyen kadınlar emek mücadelesinin önemini vurguladı.TÜBİTAK Mustafa İnan Salonu’nda yapılan etkinlikte bir araya gelen büro çalışanı kadınlar ilk sözlerinde “kriz, çalışma yaşamı, şiddet, savaş, ve siyaset” başlıklarında kadının yerini ve taleplerini anlatan konuşmalar yaptı. Son sözlerinde ise “ilk sözümüz, son sözümüzdür” diyerek kadınların şartlarını ve taleplerini açıkladılar.

Etkinliğin açılışında söz alan Tez-Koop-İş Sendikası yöneticisi Haydar Özdemiroğlu krizin emekçileri özellikle de kadınları teğet geçmediğine ve krizin etkilerinin her geçen gün yaşamın tüm alanlarında yakıcı bir şekilde kendini gösterdiğine dikkat çekerek şöyle dedi: “Hayatı yeniden üreten emekçi kadınlar cinsiyet ayrımı başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa karşı hak ve özgürlükleri için 8 Mart 1857’de başlatılan mücadele geleneğine bugün daha fazla sahip çıkmalıdır.”

Söz kadınlarda

Özdemiroğlu’nun ardından sözü kadınların aldığı gecede savaştan şiddete, krizden yerel yönetimlere yaşamın her alanına dair kadının sözü ve talepleri dillendirildi.

Tez Koop-İş Sendikası Kadınları adına etkinliğin açılış konuşmasını yapan EMO çalışanı Başak Grammeşin, savaşın, gericiliğin, sömürü düzeninin, ırkçılığın, törenin, krizin hüküm sürdüğü topraklarda en çok kadınları ağlattığına, yoksullaştırdığına, ötekileştirdiğine, öldürdüğüne dikkat çekti. “DESA’da Emine Arslan’ım, Novamed’de Ayşe’yim, Kızılay’da Funda’yım” diyen Grammeşin dünyanın yarısı olan kadınların bu oyunu bozabilecek yegâne güç olarak başka bir dünya yaratma mücadelelerini selamladı. Grammeşin, 8 Mart’ın tatil olması talebini de dile getirdi.

TMMOB çalışanı Sibel Kartal Çelik, kadına yönelik fiziksel ve ekonomik şiddetin ayrımcılıktan beslendiğine ve temel özgürlüklerin ihlali anlamına geldiğine dikkat çekerek “Sistematik tecavüz, cinsel kölelik, rehin alma ve gebeliğe zorlama bizim cinsiyetimiz yüzünden maruz kaldığımız temel saldırı biçimlerdir.” dedi. Çelik, devletlerin kadına yönelik şiddeti engelleyebilecek kanunlar çıkartması ve kadının yasalarla korunmasının zorunluluğunu vurguladı.

EMO çalışanı Suzan Yurdayar ise “Maruz kaldığımız ayrımcılık, şiddet, kötü muamele, düşük ücretle istihdam, eğitimsizlik, erken yaşta evlendirilme, ücretsiz işçilik, toplumsal alanlarda düşük temsil ve benzeri çeşitli sorunlar, siyaset alanında olmayışımızın hem sebebi hem de sonucudur.” diyerek kadınların ulusal ve yerel temsil kurumlarında temsiliyetinin yetersizliğine değindi.

Ailede, mahallede, şehirde, ülkede, sendikalarda, işyerlerinde kadının sesinin duyulmadığını ifade ederek şöyle dedi: “Ya politikanın, bizim sorunlarımızı ve bizim dilimizi içermeden, yaşamlarımızdan kopuk bir biçimde gitmesine göz yumacağız ya da politikaya kendi kimliğimizle girip içeriğini de dilini de değiştireceğiz.”

‘Emeğimizin görünmesini istiyoruz'

EMO çalışanı Fatma Ayan da yeni liberal programların eşitsizliği, ayırımcılığı ve yoksulluğu derinleştirdiğini belirttiği konuşmasında sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim hizmetlerini tasfiye eden özelleştirme politikalarının kadınları daha da yoksullaştırdığını dile getirdi. Sosyal Güvenlik ve Sağlık Sigortası Yasası ve iş yasası ile birlikte işçilerin çalışma yaşamındaki haklarının gasp edildiğine, kadınların ise kazanılmış haklarının dahi geri alındığına işateri eden Ayan “Biz kadınlar olarak her çalışılan gün için fiili hizmet zammı istiyoruz, kocaya ve babaya bağlı olmayan sağlık güvencesi istiyoruz, erken doğumda 8 haftalık analık iznimizi kullanmak istiyoruz, iş görmezlik ödeneğimizi tam almak istiyoruz, sigortasız da olsak geçici iş görmezlik ödeneğimizi almak istiyoruz, bedeller ödeyerek kazandığımız kıdem tazminatlarımızın gasp edilmemesini istiyoruz, emzirme ödeneğimizin geri verilmesini istiyoruz, işyerlerine ve mahallelere kreş istiyoruz, ayrım yapılmaksızın eşit işe eşit ücret istiyoruz ve görünmeyen emeğimizin görünmesini istiyoruz” diyerek taleplerini sıraladı.

‘Savaş kasasını doldurmayacağız'

EMO çalışanı Yeşim Çiftçi, “Dünya kurulduğundan beri bitmeyen tüm paylaşım savaşlarının tek ortak düşmanı biz kadınlar olduk” diyerek savaşın ekonomik sonuçlarını, açlık, yoksulluk, yıkım ve sefaletle ödeyen; ancak aynı zamanda hayatı yeniden doğuran ve çocuklarına barış adını veren kadınların “savaş endüstrisinin kasası parayla dolsun diye, ne kendimizi, ne sevdiklerimizi öldürtmeyeceğiz” diyecek güce sahip olduğunu vurguladı.

EMO çalışanı Naime Eren de yaşanan krize değindiği konuşmasında krizle birlikte işten ilk çıkarılanlar, işsizlik korkusuyla tacize ve sömürüye sessiz kalmak zorunda olanlar, yoksulluğun tüm yükünü sırtlananlar, işsiz erkeklerin öfkesi yüzüne tokat olarak yansıyanlar olarak kadınların krizin ‘en’ mağdurları olduğunun altını çizdi.
“Kapitalizmin tarihi biz kadınların ödediği bedellerle doludur. Hep en mağdur olduk ama binlerce yıldır olduğu gibi hep var olduk ve bedel ödememek için direndik” diyen Eren, krizin sorumlusu olmayan kadınlar olarak krizin bedelini de ödemeyeceklerini belirtti. Sendika.org