28 Ağustos 2010, Cumartesi

İşyerinde ve direnişte kadın olmak

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN haticetilamiz@yahoo.com

Bu ülkede işçi olmak da, işçi olarak yaşamak da çok zordur. Hele bir de taşeron işçisiyseniz modern ücretli köleliğin bütün saldırılarıyla iç içe, eliniz kolunuz bağlı hale sokulmuşsunuz demektir. Çünkü taşeronluk sistemi sürmekte olan 12 Eylül düzeninin emekçilerin hakları ve kazanımlarına yaptığı en büyük saldırı demektir. Taşeronluğun anlayış noktası güvencesiz iştir. Sabah işe gidip "oh be bugün de işim var" diyorsanız, acele ettiniz demektir. Çünkü doğan günün öğleden sonrası da vardır. Birine yan baktın, tuvaletten geç çıktın, çay içtin vb. gerekçeler uydurularak öğleden sonra işten kovulmanız önünde bir engel yoktur. On yıllardır durmadan süren yoksullaşmanın, kimliksizleşmenin, sınıfa yabancılaşmanın, asosyalleşmenin altından çok önemli ölçüde taşeronluk sistemi çıkmaktadır. Sistemin yarattığı sonuçlar ise ancak işçilerin dayanılmaz uygulamalarla ile yüz yüze geldiğinde patlak vermektedir. 8 Temmuz'dan beri işten atıldığı Paşabahçe Devlet Hastanesi önünde direnişte olan Türkan Albayrak nezdinde baktığımız taşeron gerçeği bunun bir ürünü. Türkan Albayrak'ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarından kadın çalışanların, cinsiyetlerinden dolayı ayrıca bir baskı altında olduğunu öğreniyoruz.

Desa Deri'de işten atılan Emine Arslan gerçeği daha bugün gibi sıcacık. 15 yıllık tekstil işçisi Emine Arslan, sömürünün her geçen gün ağırlaştığının bilincinde olarak sendikalaşmaya çalışmıştı. Kırk lüks mağaza sahibi Desa patronu Emine Arslan'ın sendikacılara evini açıp toplantılar düzenlediğini tespit ettiğinde, üzerinde çalıştığı "deri giysinin üzerinde iplik bıraktığı" gibi uydurma bir gerekçeyle işten atıp, sonrasında da Emine Arslan'a direnişini burnundan getirmeye çalışmıştı. Zabıtasından, polisine kadar Emine Arslan'a karşı Desa patronunun hizmetinde çalışmışlardı. Bir yılı aşkın süre sonunda Emine Arslan sendikalaşma gerekçesiyle işten atıldığını yargı yoluyla ispat ederek direnişini kazanımla bitirmişti. Benzer bir kadın direnişini de Desa Deri'den önce Novamed'li kadın işçiler örneğinde yaşamıştık. Novamed'te kadın işçilerin grevinin, patron tarafından sürüncemeye çekilmesinin nedeni de kadın işçilerin sendikalaşmış olmalarıydı. Emine Arslan örneğinde olduğu gibi Novamed işvereni kadın işçilerin kamuoyu ile dayanışmasını engellemek için elinden geleni yapmıştı. Tıpkı grevden önceki sendikalaşma sürecinde iki kadın işçinin içeride bir araya gelmesini engellediği gibi. Üstelik işçilerin işyeri dışındaki hayatları da Novamed patronu için önemliydi. Ne zaman evlenmeleri gerektiğini, hamile kalıp kalmayacaklarını, dışarıda birbirleriyle yakın ilişkide olup olmadıklarını kendi çıkarı doğrultusunda kontrol altında tutuyordu.

Çalışma hayatında kadın olmak, erkek çalışan olmaya benzemez. Tabiî ki erkek de ücretli köledir. Karşı cinse uygulanan tüm baskılar ona da uygulanır. Ancak sömürü koşulları derinleştikçe kadın, patriyalkal egemen anlayışı üzerine kurulu düzenin kadının cinsel kimliği üzerindeki baskılarını ve aşağılama politikalarını iyiden iyiye hissetmeye başlar. Kadının iş yerinde bir erkekle sohbet etmesi, gülmesi fahişelik ve hafif meşreplikle suçlanmasına neden olabilir. Ki böylesi bir suçlama kadın açısından toplumsal baskının ağır bir biçimidir. Ve aynı zamanda bu suçlamanın bir kadına başka bir kadın tarafından yapılmış olması da kurulu düzen anlayışını değiştirmemektedir. Şu an tek başına direnişini sürdüren Türkan Albayrak'ın yaşadıkları bunun güncel ve somut bir örneğidir.

Türkan Albayrak Paşabahçe Devlet Hastanesi'nde taşeron temizlik şirketi olarak iş yapan Piramit A.Ş işvereni tarafından 8 Temmuz'da işyerinden atıldı. Türkan Albayrak hastane önünde direnişe başladığında kamuoyu taşeron şirketlerde çalışan işçilerin yaşadığı insanlık dışı koşulları bir kez daha öğrendi. 1992 yılında konfeksiyonda çalışmaya başlayan Türkan Albayrak bu süreçte sigortalı olmak istediği için girdiği işyerlerinden birçok kez işten çıkarıldı. Uğraşa didine Türkan Albayrak sonunda sigortalı bir iş bulmuştu. Gayrette Türk Telekom Müdürlüğü'nde temizlik taşeronu olan Öncü A.Ş'de 2002 yılında temizlik işçisi olarak çalışıyordu. Temizlik işçilerinin şefi işçilere keyfi baskılar uyguladığı gibi kadınlara tacizde bulunuyordu. Türkan Albayrak bu durumu Telekom müdürüne şikâyet edince ilgili Telekom müdürü, genel müdürlük tarafından görevden alındı. 2006 yılından beri de Paşabahçe Devlet Hastanesi'ndeki Piramit A.Ş temizlik işvereninin taşeronu olarak çalışıyordu. Keyfi baskılar ve iş güvencesizliği üzerine kurulu taşeronluk sistemi burada da tam haliyle işliyordu. Son olarak işveren işçilere "ihbar ve kıdem tazminatlarını aldım, yıllık iznimi kullandım" şartını içeren bir sözleşmeyi imzalamalarını istemiş; Türkan Albayrak ve 10 arkadaşı bu imzayı atmayınca 8 Temmuz'da işten çıkartılmıştı. Türkan Albayrak ise hastane önünde çadır kurarak tek başına direnişe başladı. Direnişle birlikte zabıtasından, polisine, sarı sendikasından, hastane idaresine kadar devletin yetkililerinin gerçek yüzü bir kez daha görülmeye başladı. Türkan Albayrak iki kez organizeli polis ve zabıta saldırısıyla karşılaştı. Tek kişilik direnişe 40 kişilik çevik polisi gönderilmişti. Her gün bir o kadarı da hastane etrafında beklemekte. Zabıtalar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın emriyle geldiklerini belirtiyorlardı.  Öyle ya Türkan Albayrak yer işgal etmişti. Tıpkı Halkalı'da Desa Deri işyeri önünde direnen Emine Arslan'a dedikleri  "Yer işgal ediyor, kaldırımı kirletiyorsun" gibi. On yıllardır sendikasız ortamda işçilere göz açtırmayan Desa patronu işçilerine gözü gibi bakmaya başlamıştı! Onların ahretlik işlerine el atıp, çıkışta direnişçi kadınla göz göze gelmemeleri için işçilerini cuma namazına otobüs kiralayarak uzakça bir camiye götürüp getirmişti. Paşabahçe Devlet Hastanesi Başhekimi ise Türkan Albayrak'ın direnişiyle birlikte işçilere yakınlaşmaya, onlarla aynı masada yemek yiyip, çay içmeye başladı. Oysa aynı idarenin başhemşire yardımcısı Aylin Karamemişoğlu kadın işçilerin mesai saati dışında bir araya gelip sohbet etmesini, sigara içmesini "fuhuş yapıyorsunuz" diye nitelendirmişti. Emine Arslan'a da "sen ne biçim kadınsın, evin, kocan yok mu, niye evinde oturmuyorsun" şeklinde cinsiyet baskısı uygulanmıştı.

Büyükşehir Belediye Başkanı ise kaçak villalarıyla ünlü Beykoz'da bir hastane önündeki direniş çadırının işgaliyesini ortadan kaldırmak için Türkan Albayrak'a fiziki ve psikolojik baskı uyguluyor. Çadırını yıkmaları yetmiyormuş gibi, direnişe olan hınçlarını şişedeki içme suyunu dökerek almaya çalışabiliyor.  Ana diyeceğimiz işveren bir sağlık kurumu olarak devlet hastanesi. Alt işveren taşeron patron. Direniş altmışına merdiven dayamış tek kişilik bir kadının "benim ülkemde de altmışında kadınlar başı dik yürüsün"  inancıyla başlayan onur, iş, ekmek ve eşitlik kavgası... Emine Arslan'ın yanında sendikası Deri-İş vardı. Türkan Albayrak'ı ise sendikaları Sağlık-İş  "terörist" ilan edip işveren tarafında safını çoktan tutmuştu. Türkan Albayrak tek kişilik direnişiyle on yıllardır ezilen, horlanan insan yerine konulmayan ülkemizin taşeron işçilerini temsil ediyor; Türkan Albayrak çalışma hayatında da direnişte cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadın çalışanları temsil ediyor. İşçi olmak zor, taşeron işçisi olmak da. Kadın işçi olmak zor, tek başına geceli gündüzlü baskılara göğüs gererek direnmek de. Onurdan, haklıdan ve adaletten yana olmak ise tekli, çiftli, yüz binli ya da  milyonlu sayıda değil haklılığa olan inançla kazanılır.

Bağlantılı Haberler