Erkeğin elinin kiri, kadının boğazına geçirin ipi
Ben de, tıpkı başbakan gibi, ‘kadın-erkek eşitliği’ne inanmıyorum. Ayakta ihtiyaç giderebilme yeteneğine sahip olmayı bir üstünlük olarak görmekle beraber; çoğu alanda, kadınların, erkeklerle aynı düzeyde, hatta daha yetenekli olduğu kanaatindeyim.
Sevgili Leyla Alp, bir yazı yazmış. Sırf biz erkekleri düşünerek… İntenette ‘iş’ ararken, bize kolaylık olsun diye. Onun deyişi ile: “Arama motorlarında "tecavüz" kelimesini arayanların da karşısına bu yazı çıksın diye. Olmak isteyenler öğrensin, olmadığını düşünenler ise biraz düşünsün diye.”
Her işin bir zorluğu var mutlaka. Mesela; kireç ocağında işçi olmak... Dünyanın en zor mesleği deniliyor. Kolay iş yoktur zaten. Az gelişmiş toplumlarda ‘yaşamak’ bile kolay değildir. İnsan olmak, olabilmek; insan kalabilmek kolay değildir. Tarlada, fabrikada, madende, ocakta, inşaatta işçi… Bir metropolde taksici… Yahut duyarlı bir vatandaş ya da güzel düşlere sahip bir üniversite öğrencisi… Okusan bile, yapabileceğin en kolay iş; sanırım, ilahiyat profesörlüğüdür. Puanı yüksek olsa n’olur? Çıkacak sorular, sınavdan önce, vahiy yoluyla ulaşmıştır zaten sana. Sonra ‘prof.’ unvanı almaktan kolay ne var? Muhafazakârlık, zaten ‘en’ kolay iş. Var olanı koru, muhafaza et, yeter. Ama ‘kadın olmak’, hakikaten zor iş… Ne Kürt olmaya benzer, ne de muhalif bir öğrenci…
Bir kere doğumunuz bile bir hayal kırıklığı yaratıyor. Annenin bütün heyecanının aksine, babada bir diskalifiye durum çıkıyor ortaya. Kupadan yarı finalde elenmiş takım gibi buruk bir sevinç. Erkek çocuk doğmadığın gibi, annen bile erkek doğuramadığı için; maçta yenilen bütün gollerin sorumlusu bir kaleci gibi ayıplanıyor. Bu topraklarda, bu, yüzyıllardır oluyor.
Hayatın her alanında ikinci plana itilmiş olarak yaşıyor kadınlarımız. Cennetin anaların ayakları altında olduğu İslam’da bile, ikinci sınıf bir rolü var kadının. Oysa cennetin yolunu ayaklarının altına alamadan, asla ‘anne’ olamayacak, o kadar çok kızımız var ki. Dekolte giydiği için… Gece vakti, bir başına sokağa çıktığı için…
Konuyla ilgili açıklamalarıyla, yıllarca elinde tuttuğu tahtı Coşkun’un elinden alan sevgili profesörümüze de iki satır kelam etmeden geçemeyeceğim. Muhtemelen sizin de eşiniz türbanlıdır. Yine muhtemelen, türbanlı muhterem zevceniz hanımefendi, sizin gibi düşünmektedir. Demem o ki; sapığa tahrik gerekmez. Kaldı ki; dediğiniz gibi olsun. Gereksin. Eyvallah. Fakat unutmayın ki; dekolteden tahrik olan kadar, türbandan da tahrik olan vardır. Yoksa da; şayet türban sizin istediğiniz gibi herkes tarafından tercih edilirse bir gün; mutlaka olacaktır.
Bir ülkede, birileri bir kadının bedenine zorla sahip olup da, yasalarca korunuyor, cezalarına indirim uygulanıyor, yaptıkları mazur görülüyorsa, olayın arkasından hala kadında hata aranıyorsa; o ülkede ‘tecavüz’, bir suç değil; kültürdür. Kadın cinayetlerinde ve intiharlarında, Dünya sıralamasında hatırı sayılır bir derecemiz var. Erzurum olarak, arama çubuğuna ‘porno’ yazıp tıklamakla Google’ın bile rekorlar kitabına girmiş bir milletiz biz. Evet. Türk önde, Türk ileri!
Ama halen kadınlarımız suçlu. Biz erkekler ise tertemiziz. ‘Kirlenen’ sevgililerimiz, kızlarımız, kardeşlerimiz; sallanan kuyruklarıyla, giydiği dekolte kıyafetlerle, sokağa çıkış vakitleriyle, mini etekleriyle, hatta fanteziye göre türbanlarıyla bizi tahrik etmedikçe…
Velhasıl; ‘Kadın olmak zor; bu kadar acımasızlık sürerken…’