24 Mayıs 2010, Pazartesi

Şampiyonluk ve hezeyanlar

Aziz Yıldırım’dan bir kez olsun rakiplerinin başarısını kutlayan olgun, erdemli ve sportmence bir davranış göremeyecek miyiz? Her şey bitmiş, sıra şampiyon olan takımı kutlamaya gelmiş ama o hala, “Türkiye’deki tek büyük kulüp Fenerbahçe’dir” gibi gülünç sözlerle ne kadar derin bir travma ve hezeyanlar içinde kıvrandığını gösteriyor. Şampiyon olan takımı kutlayamayacak kadar egosunun esiri bir başkana sahip bir takım ne anlamda büyük olabilir ki?

MEHMET ÖZYAZANLAR

Bursaspor, 26 yıl aradan sonra İstanbulluların ambargosunu kırıp şampiyonluğu yeniden Anadolu’ya taşırken, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’dan sonra Türkiye’de şampiyonluk mutluluğu yaşayan beşinci takım olarak adını tarihe yazdırdı. Zirve yarışında çekiştiği rakiplerine göre çok daha kısıtlı olanaklara sahip olması Bursaspor’un başarısını hiç kuşku yok ki daha bir anlamlı kıldı.

Tam anlamıyla gurur duyulacak bir başarı. Büyük borç yükü altına girmek pahasına ısrarla “yıldız” futbolcu transfer etme politikasını sürdüren kulüpler ise durumdan ders çıkarırlar mı acaba? Yapılan açıklamalar ne yazık ki, Bursaspor’un şampiyonluğundan ders alındığı yolunda işaretler taşımıyor.

Medyada ise Bursaspor’un derslerle dolu ve örnek alınması gereken pek çok yönü bulunan şampiyonluk öyküsünden çok, Fenerbahçe’nin avucunun içindeki şampiyonluğu kaptırması konuşuluyor. Yorumların çoğu, Bursaspor’un nasıl şampiyon olduğu değil, Fenerbahçe’nin nasıl şampiyon olamadığı üzerine. Bursaspor’un sevinci, mutluluğu ve coşkusuna “lütfen” yer veren medya, Fenerbahçe’nin hayal kırıklığı ve hüsranını ise gündemden indirmiyor. Tabii bir yandan da Fenerbahçe’ye önümüzdeki sezon için akıl vermekten de geri durmuyor. Medya böyledir. İstanbul’un “büyükleri” onların en büyük velinimetidir. Şampiyon olsalar da olamasalar da medyanın gündeminde onlar vardır. Fenerbahçe şampiyon olsa, medya belki de Bursaspor’a şimdi olduğundan çok daha geniş yer ayıracaktı. Süper Lig’i ikinci bitirmenin gururundan söz edilecek, yeşil-beyazlı takımın, yarışı son haftaya kadar sürdürme başarısına ve Şampiyonlar Ligi ön eleme turuna katılma hakkı elde etmesine övgüler düzülecekti.

HAZIMSIZLIK

Öte yandan, koca bir sezonun faturası neredeyse statta anonsçu olarak görev yapan kişiye kesilmeye çalışıldı. O anons yapılmasaymış Fenerbahçeli futbolcular “Nasıl olsa şampiyon olduk” rehavetine sürüklenmez, belki de kalan sayılı saniyelerde kendilerini şampiyonluğa ulaştıracak golü bulabilirlermiş. 90 dakikada atılamayan gol son 20-30 saniyede atılacak yani. Öyle bir olasılık var tabii. Ama kalan saniyelerde gol atılamama olasılığı da var. Üstelik çok daha yüksek.

Ah o “hain” anonsçu yok mu? Yaptığı yanlış bir anonsla yaktı Fenerbahçe’yi. Bu kesin Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu istemeyen güçlerin komplosudur. O anonsun arkasında federasyon olabilir, Galatasaray ya da Beşiktaş olabilir, hatta Rüştü bile olabilir. Bu işin sorumlusunu bulmak Aziz Yıldırım için fazla zor olmasa gerek. Yıldırım’ın ne kadar güçlü bir istihbarat desteğine sahip olduğunu herkes biliyor.

Aziz Yıldırım’dan bir kez olsun rakiplerinin başarısını kutlayan olgun, erdemli ve sportmence bir davranış göremeyecek miyiz? Her şey bitmiş, sıra şampiyon olan takımı kutlamaya gelmiş ama o hala, “Türkiye’deki tek büyük kulüp Fenerbahçe’dir” gibi gülünç sözlerle ne kadar derin bir travma ve hezeyanlar içinde kıvrandığını gösteriyor. Şampiyon olan takımı kutlayamayacak kadar egosunun esiri bir başkana sahip bir takım ne anlamda büyük olabilir ki? Sportmenlik anlamında olamayacağı kesin.

Yıldırım’ın basın toplantısında, Bursaspor’u kutlamak yok, onun yerine kaçırılan şampiyonluğun ve bol keseden verdiği sözlerin gerçekleşmemesinin ezikliğinden sıyrılmak adına üretilen bolca bahane var. Önce bari en azından şampiyon takımı kutlayıp, ondan sonra içini dökseydin...

Federasyon, hakemler, Fenerbahçe düşmanı kulüpler, anonsçu, Rüştü, vs... Aziz Yıldırım’da mazeret bitmez... Rüştü’nün şike yaptığını ima etmesi ve bu futbolcuyu hedef göstermesi ise ayrı bir garabet örneği. Eğer Yıldırım’ın elinde Rüştü’nün şike yaptığını gösteren kanıt ya da belge varsa bunları hemen ilgili kurumlara iletmesi gerekmez mi? Basın toplantısında böylesi suçlamalar ve hedef göstermelerde bulunmak son derece çirkin bir davranış.

UYANIKLIK

Aziz Yıldırım’ın Melih Gökçek’i eleştirirken söyledikleri de çok tuhaf. Önce, -haklı olarak- belediye kaynaklarının futbol kulübüne aktarılmasının yasal olmadığını belirtiyor ama hemen ardından da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’tan belediyenin hafriyat işleriyle ilgili ihalelerini Fenerbahçe Kulübü’ne vermesini rica ediyor. Yani bir yandan Melih Gökçek’i eleştirirken diğer yandan onun yöntemlerini uygulamak peşinde. Yanlışlığa, başka bir yanlışlık yaparak karşı çıkılabilir mi? Aziz Yıldırım’ın gözü kendi çıkarından başka bir şeyi görmediği için bu yaptığı kendisine doğal geliyor anlaşılan. Haydi diyelim ihaleleri aldın ve Melih Gökçek’i kendi silahıyla vurdun. Diğer kulüpler ne olacak peki? Türkiye’de sadece Ankaragücü ile Fenerbahçe mi var? O zaman diğer kulüplere karşı Melih Gökçek ile işbirliği yapar konuma düşmeyecek misin? Ankaragücü’nün haksız gelir elde etmesinden sadece Fenerbahçe mi mağdur? Fenerbahçe de belediye ihalesi alırsa haksızlık ortadan kalkacak mı? Ama Aziz Yıldırım için Fenerbahçe’nin dışındaki kulüplerin “diğerleri”nden başka bir anlamı yoktur. Yani ona göre Fenerbahçe ve diğerleri vardır. Aynı zamanda Kulüpler Birliği Başkanı olsa da sadece kendi işine bakar, diğerlerini asla umursamaz.

Yıldırım’ın Melih Gökçek’i eleştirme gerekçeleri ne kadar doğruysa, uyanıklık fışkıran çözüm önerisi o kadar yanlış...

Bu arada söz, belediyelerin kulüplere kaynak aktarmasından açılmışken, keşke birileri Aziz Yıldırım’a, Kadıköy Belediyesi’nin Fenerbahçe’ye yaptığı kıyakları hatırlatsaydı.

Aziz Yıldırım gibi yöneticiler var olduğu sürece, ülkemizdeki futbol kültürünü geliştirici adımlar atabilmek ne yazık ki çok zor.

FUTBOL TEMİZ Mİ?

Bir yandan da ligin temizliği ile ilgili tartışmalar sürüyor. Kuşkusuz ligin temizliği, şampiyon olan takıma göre değerlendirilemez. Yani, “Bursaspor şampiyon olduysa lig temizdir ama Fenerbahçe olsaydı lig kirliydi” denilemez.

Aslında bütün bu tartışmalar, karşılıklı suçlamalar bile ligin ne kadar temiz(!) olduğunun göstergesi değil mi? Saha dışından, saha içine bu kadar yoğun müdahalelerin olduğu bir yerde futbol temiz kalabilir mi? Çeteleşme, şike, teşvik primi, şiddet, tehdit, şantaj, ırkçılık gizlenemez bir şekilde açığa çıkmışken, nasıl bir temizlikten söz edilebilir? Her şeyden önce, paranın borusunun öttüğü bir düzende temiz bir futbol mümkün mü? Bu düzenin hangi alanı temiz ki, futbolu temiz olsun? Saha içi mücadelesi bir yana, her takım kendi çıkarı için saha dışında elinden gelen her türlü çabayı ortaya koyuyor. Tabii ekonomik ve medya gücü yüksek, aynı zamanda taraftar sayısı fazla olan kulüpler, daha fazla etkileme, baskı yaratma potansiyeline sahip oldukları için istediklerini daha kolay elde edebiliyorlar.

MÜNFERİT(!) DEHŞET


Diyarbakırsporlu taraftarların yaptığı taşkınlığa, “özel” bir gözle bakıp “özel” değerlendirmelerde bulunanlar, Saracoğlu Stadı’ndaki parçalama, kırma, yakma, yıkma dehşetine ne diyecekler? Fenerbahçeli yöneticiler bu dehşeti çabucak unutmuş görünüyorlar. Buram buram yalakalık kokan açıklamalarla, tribün basıp “Bize Daum’u verin, Güiza’yı verin” diye böğürerek kelle isteyen çapulcuların gönlünü almaya çalışıyorlar. E tabii onlar olmasa bu kadar ürünü, kombineyi, bileti kime satacaklar? Zaten, hayal kırıklığı sonucundaki bir anlık öfkenin yol açtığı münferit olaylar değil mi bunlar canım. Bu kadar büyütmeye, üzerinde durmaya ne gerek var ki? Önümüzdeki sezon yine onların desteğiyle(!) mücadele edilecek. “Saracoğlu’nda küfür kalmadı” iddiasıyla Fenerbahçe taraftarına “başka gezegenden gelmiş topluluk” muamelesi yapanlara da bütün bu yaşananlardan sonra ne denir ki?..